7 Şubat 2013 Perşembe

"Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?"

- Bu şey çalışıyor mu?

- Eaa.. Merhaba tekrar. Uzun bir aranın ardından. Sanırım herhalde buralarda kimse kalmamıştır.

- "Video killed the radio star" misali "twitter killed blogspot" demek istiyorum sadece.

- Peki, özür dileme faslını geçiyorum. Gerçekten çünkü çoook uzun bir zaman geçti buralarda olalı. İşin açıkçası hevesimi kıran iki şey vardı. Bir tanesi blogun tanıdığım kişiler tarafından bulunması sonucu artık rahat yazamıyor olmam, ikincisiyle bu "fenomen"ler. Biraz soğudum diyebilirim. Buralar sadece bizbizeyken daha iyiydi. Buralar eskiden dutluktu.

- En son yazmamdan bu yana hayatımda devasa değişiklikler meydana geldi okuyucu. Mütz'ü hatırlarsın. 3,5 sene birlikte olup bunun 2,5 senesini aynı evde geçirdik. Herşey güzeldi süperdi derken şu an kıçımda 37 numara bir ayakizi duruyor. Mütz'ün diyebiliriz. Veya karmanın. Karar veremedim.

- Bu konuya çok girmemeye çalışacağım, çünkü zaten son 2,5 aydır (oha o kadar olmuş mu!) yakınımdaki herkesin kafasını şişirdiğim için anlatmaktan bana da fenalık geldi. Söz veremiyorum gerçi uzatmamaya. Eğer direkt atlamak istersen bu faslı, aşağılara doğru çizgiyle böldüm, ordan gerisini okuyabilirsin okuyucu.

- Mütz iki ay işsiz kaldı. Ben bundan bir süre önce güzel (eski)yeni işime başlamıştım. Zaten halihazırda kendisinin her sene geleneksel olan kronik kış depresyonuna bir de işsizlik eklenince herşeyi sorgulamaya başladığını, artık benimle yapamadığını söyleyerek ayrılmak istediğini söyledi bir gece. Asıl sebebi: Hatun straightmiş! 3,5 sene sonra straight olduğunu farketmiş yani! Bunu da görmedim demem artık.

- Olgunlukla karşıladım demeyi çok isterdim ama saçmasapan şeyler yaptığımı itiraf etmem gerekli. Kendimle pek gurur duymuyorum, gurur denilecek birşeyi kendimde bırakmadığımdan olsa gerek. Tam bir ergene dönüştüm. Kafamda soru işaretleri, sürekli sorguladım durdum. Bunca zaman rol mü yaptı, yalan mı söyledi bana, hiç mi sevmedi, hayatında ve Türkiye'de tutunacak dalı yoktu ondan mı oldu, kalacak bir yere; kiraya ortak birine mi ihtiyacı vardı? 3,5 sene boyunca seks esnasında ne düşündü peki? Beni kırmamak için mi? Oha ama o kadar da değil herhalde, kimse dayanamaz. Değil mi..?

- Şimdi tabii hatun işsiz olunca öyle pat diye evden de ayrılamadı. Benden zaman istedi kendini toparlayana kadar. İstediği kadar zamanı olduğunu söylerken aklımdan geçen tek şey: Vay anasını. Dibe vurmuşken eğer beni terkediyorsa gerçekten bana katlanamıyor olmalı. İşte ben bu kadar berbat bir insanım!

- Bir ay kadar süre sonra toparladım, atlattım zannettim. Dedim ki, yapabiliriz bunu ya. Düzenimizi bozmaya ne gerek var. Taşınması saçma. Biz bu evi resmen sıfırdan oluşturduk, kredi çektik, eşyaları sıfırdan aldık, senelerce kredi ödedik. Resmen olmasa bile evliydik. Neden yaşayamayalım yani. Biz herşeyden önce en yakın arkadaş değil miydik? Planım mantıklı gelmişti bana. Birkaç kural koyduk kendi aramızda. Roommates with benefits kulağa kötü gelmiyordu. Mütz o sırada iş de bulmuştu. Bu yüzden umudum da artmıştı. Kapıyı hiçbir zaman tam kapatamamıştım. Silkelenip ben napıyorum lan diyip kendine gelecek diyordum hep. İş bulduğunda düzelecek sanmıştım. Düzelmedi tabii ki.

- Ben ara ara delirdim. Dayanamadım. İçimi kemirdi hep paranoya. Gerçekten de 3,5 sene boyunca dokunduğum bir insanın üzerinde başka bir kokuyla evimize gelebilme düşüncesi çıldırtıyordu. İşler çirkinleşti. Kavgalar seviyesizleşti. Saygı bitti. Hangi akla hizmet işe yarayacağını düşündüm ki?

-  Yılbaşı gecesini ayrı geçirdiğimizde ayrılalı bir ay kadar olmuştu. Kendi küçük oyunlarımı oynayıp kıskanır umuduyla arkadaşlarımın partisine gideceğimi, beni biriyle tanıştırmak istediklerini söyledim, sonra da kendime "saçmalama be gerizekalı, noluyorsun öyle hemen" diyerek son anda plan değiştirip kız kıza yılbaşını kutlamak üzere o arkadaşlarımı (ve tanıştıracakları hatunu) ekip, Semoke'yle (eski iş yerinden ortak arkadaş, bkz. The Asansör Incident) Beylikdüzü yolunu tutarak Rakun'un (yine eski iş yerinden ortak arkadaş) evine gittim.

- Eve döndüğümde Mütz bana "yattın mı onunla" diye sorduğunda ağzımdan birden "evet" çıktı. Çok üstelemeden konu değiştiğinde ben sordum, barın tekinde bir çocukla tanıştığını, telefon numarasını verdiğini ve onunla öpüştüğünü söyledi. Mide bulantımı anlatamam. O gün yatakları ayırdığımız gün oldu. (Evet hala aynı yatakta yatıyorduk, ne saçma değil mi?) Kendi çapımda protesto amacıyla koltukta yattım.

- Birkaç gün böyle benim laf sokmalarımla geçti. O da bana masum olmadığımı, neticede benim yaptığımın daha kötü olduğunu, yeni tanıştığım elalemin karısıyla yattığımı, öpüşmenin yanından bile geçmediğini söylediğinde artık dayanamadım ve kimsenin olmadığını, bizim kızlarla birlikte olduğumu ve bu yüzden ne yazık ki benim yaptığımın daha kötü olmadığını bağırdım suratına.

- İnanmadı haliyle. Videoları ve o akşam üçümüzün çekildiği fotoğrafları gösterdim. O zaman inandı. Hayretler içerisinde eliyle ağzını kapatıp koltuğa çöktüğünde taşınması gerektiğini söyledi. Bana daha fazla katlanamıyormuş.

- Aramızda hep geyiğini yapardık. Bi bok yiyen kişi veya ayrılan kişi evi terkeder, ortak alınan eşyaların da hepsini burada bırakır diye. Temiz iş. Tabii sanırım o, boku benim yiyeceğimi, onu aldatacağımı veya benim sıkılıp ayrılacağımı düşündüğü için bunu söylüyordu taa o zamanlar. İş gerçeğe gelince maskeler düştü, kavgalar arttı. Olay daha da inanılmaz bir çirkin boyuta vardı. Çamaşır makinesini alıcam. Hayır alamazsın. Buzdolabını götürücem. Nah götürürsün. Masa ve sandalyeler benim. Rüyanda görürsün. O zaman koltuklardan birini ver! Üzerinde cesedimle taşırsın!

- Sonuç olarak Mütz taşınalı 3 hafta oldu. Nakliyeciler onun yatağını (ve 2,5 senedir benim de yattığım yatağı), kolilerini ve şahsi eşyalarını taşırken, ben koltukta arkam onlara dönük sadece müzik dinledim. Artık herşey bittiğinde yine gururumu yutup, herşeyi unutmaya hazır olarak son bir kez daha yanına gidip hiçbirşey için geç olmadığını söyledim.

Adamlar yukarı taşısınlar yine herşeyi. Paralarını verelim. Özür dileyelim. Sonra şu lanet kapıyı kapatalım. İşten izin alalım. Bir yerlere tatile gidelim. Deniz, güneş, kum şart değil. Tatil beldeleri bu zamanda çok sakin ve huzurlu oluyor. Çeşme. Hayır, Kaş'a gidelim. Kıbrıs'a. Ya da boşver, Belçika'ya gidelim hadi. Manyaklık yapıp uçak bileti alalım, nasılsa birkaç saate ordayız. Bana hep anlattığın, google earth'de gösterdiğin o şatovari liseni gezdir. Eski çalıştığın yerlere uğrayalım, arkadaşların hala oradaysa beni onlarla tanıştır. Evini göreyim. Doğduğun, büyüdüğün evini. Odanı. Duvarlarında asılı olduğunu anlattığın Pearl Jam posterlerini göster hadi bana. Annenin sana bir türlü yollamaya fırsatını bulamadığı bütün küçüklük fotoğraflarının bulunduğu o sandığı getirelim yanımızda. Fırınlardan birine dalıp bana anlata anlata bitiremediğin çikolataları, waffle'ları yedir. Bir çuval çikolatayla, fotoğraf sandığıyla ve önümüzdeki bir sene yetecek kadar duty free içkisiyle dönelim. Veya herşeyi unutalım, şu lanet kapıyı kapatalım ve ananaslı pizza söyleyelim. 8 Harry Potter filmini ardarda bir daha izleyelim.

- Denemeliymişim gibi hissettim.

- Ben bunları söylerken, o buna karşılık hüngür hüngür ağlamasına rağmen yine de kafasını hayır anlamında sallayarak cebinden evimizin anahtarını çıkarttı ve bana verdi. Sonra bana sarıldı, yine de çok güzel bir 3,5 sene geçirdiğini, hiçbirşeyden pişman olmadığını söylerek teşekkür etti ve kapıyı çekip çıktı.

- Ben donakaldım elimde anahtarla.

- Arkada müzik devam ediyor, merdivenlerden yukarı çıktım, odamıza. Odadaki tüm eşyalar onundu. Bomboştu şimdi o oda. İçeri girip yere çöktüm ve saatlerce ağladım. Bir süre sonra durdum, etrafıma baktım. Olmayan bir kimseye "Sanırım boşanmak böyle bir his." dedim. Sonra bu sahnenin ne kadar filmvari olduğunu, çok acınası olduğumu düşünerek gülmeye başladım. Sinirlerim mahvolmuştu.

- Yarım şişe şarap ve üç bira sonrasında 2,5 senedir içine bir defa bile girmediğim yatağıma yattım. Hayat tabii ki devam etti, ne yazık ki, ertesi gün işe gittim, zombi gibiyim, yalanlar atıyorum neden öyle olduğumla ilgili ofistekilere, o kadar bitkinim ki aklıma ne gelirse söylüyorum ve kime ne yalan söylediğime bile dikkat edecek enerjiyi bulamıyorum kendimde.

- Sonra eve geliyorum. Hep zaten ondan önce eve geldiğim için kapıdan ilk girdiğimde koymuyor. Ne zaman saat 7 oluyor, o zaman kıvranmaya başlıyorum.

- Kediyi de alıp götürdü. Bu bizim ortak aldığımız bir karardı. Kedi konusunda ısrar etmedim çünkü onun İstanbul'da hep bir kendini eğreti hissettiğini, yapayalnız olduğunu düşünüyordum. Kediden ayrılmak benden çok ona koyacaktı. O yüzden istediğim zaman görme koşuluyla alması konusunda anlaştık.

- Henüz yeni olduğu için bazen hala kendimi saçmasapan şeyler yaparken buluyorum. "Ben" olmayı o kadar unutup hep "biz" diye hareket etmişim ki bunca zaman, bazı şeylerin alışkanlıkları duruyor.

- Mesela "Aa, bunun mavisi bizde var, şeyden almıştık.." diyorum ve susuyorum. Mesela işten erken çıktığım için market alışverişini hep ben yapardım. Markete gidiyorum ve yine kırmızı elma seçiyorum. Sonra duruyorum. Ben sadece yeşil elma severim. Kırmızı elma onun için. Ve o artık yok. Alışveriş sepetine bakıyorum, Ketchuplı Ruffles onun için. O artık yok. Kedi maması. O da artık yok. Portakal suyu? Bunu da çıkartabilirim. Gerek yok. Hiçbirine gerek yok. Yatmadan önce kültablasını boşaltmama gerek yok, çünkü izmaritleri dökecek ve onlarla oynayacak bir kedim yok. Tuvalet kağıdı rulosunu ters taktığımı farkediyorum, hemen elim gidiyor değiştirmek için ama gerek yok, çünkü bunun yüzünden bana söylenecek birisi yok. Ve daha bir sürü şey. 

- Şu son üç hafta, yoğun çalışma temposu, bol abur cubur, sigara ve alkol sayesinde geçiyor. Ha, bir de Friends. 3 haftada 6. sezona geldim. Friends izlememin tek sebebi 10 sezon sürmesi. Bitince başka bir 10 sezonluk dizi daha. Beynimin şalterlerini kapattım, düşünmüyorum, ofiste bir saniye boş bırakmıyorum kendimi. İşimi bitirdiysem gidip başkasına yardım teklif ediyorum. Nefes alırsam düşünürüm. Düşünürsem kötü olurum. Eve geliyorum, alkol, abur cubur, sigara ve dizi. Bilgisayar başında uyuyakaldığımdan gece 2'ye özellikle kurduğum alarm çalınca kalkıp sürünerek yukarı çıkıyorum. Sabah 6'da kalkıp tekrar iş, ve böylece bir kısır döngü.

- Bunları yazabilmek için biraz durdurdum herşeyi. Yazıp sistemimden atmam lazım. Bunların bir çoğunu söylemedim kimseye. Çünkü kendi sesimi bunları söylerken duymak o kadar canımı sıkıyor ve öfkelendiriyor ki olanlar yüzünden, yazmam iyi oldu. Temizlenmeye çalışıyorum bi nevi her açıdan.

-----------------------------------------------------------------------------

- Gelelim ikinci büyük olaya. Şu anda hayatımda iyi giden tek şey. İş. Hızlı tempoyu özlemişim. İnsanlar her ne kadar tanıdık olmasa da ve hayatımda alıştığım tarzda olmasalar da iyiler. Ofisteki östrojen yoğunluğu zaman zaman beni geriyor sadece. Erkeklerle hep daha iyi anlaşmışımdır, niyeyse.

- Bunun dışında inanılmaz eğlenceli.

Mülakat esnasında annesinin kucağındayken midesi bulanıp boylu boyunca gişenin camına kusan küçük çocuklar ve tüm buna rağmen öğürmesini bastırıp "Show must go on" mantığıyla kusmukla kaplı camda boş bir alan bulup, eye contact sağlayarak mülakatına devam edenler.

Vize aldı diye "Allah'ın bizden razı olmasını" dileyen ve tüm gişeleri dolaşıp tek tek hepimize teşekkür eden tontonlar.

Formdaki mesleğinde İngilizce öğretmeni yazıp da "dilini geliştirip, İngilizce dil eğitimi almak için" gitmek isteyenlerin ne akla hizmet bu vizeye başvurduğunu veya bu vizeye başvuruyorsa ne akla hizmet bu mesleği yaptığını kendi aramızda sorgulamalar.

Seçim öncesi Obama'ya şans dilemek adına Beyaz Saray'ın faks numarasını istemek için bizi arayan Elmalı köyü sakinleri, muhtarın telefonu alması ve onun kazanacağını rüyasında gördüğünü, ama yine de şans dilemek istediklerini söylemesi.

Bizim artık yumruğumuzu ağzımıza sokarak masa altında iki büklüm gülme krizi geçirmemiz, faks numarası konusunda çok ısrar edince çaresiz kalıp ne yapalım diye supervisora sormamız sonucu bir numara sallayın demesi ve Elmalı köyü muhtarının 10 dakika sonra bu numara çalışmıyor diye bizi araması.

Officerların bozuk Türkçe konuşmaları sebebiyle "Tornunz vaa mı?" sorusunu anlayamayıp, defalarca officer'a yineletmesi sonucu en sonunda çığrından çıkan officer'ın "Befendii, çoooğcunuzun çooğcuğu vaa mıı?" diye çemkirilmeleri yüzünden şoka giren yaşlı amcalar teyzeler.

Veya bize sürekli başvuru sahiplerinin soyisimlerinin anlamlarını sorup, sonra da "Terzioglu, babaniz terzi mi geeçektn?" diye başvuru sahiplerini dumura uğratanlar, ya da her "güllüoğlu" soyadını görünce "Oh my god, are you the baklava family?!" diye heyecanlananlar. Komik yani. Hergün ayrı komedi.

Komedi diyince, asıl komedi başvuru formundaki sorulara verilen cevaplar. Şimdi siz onları kimse okumuyor nasılsa, kimse dikkat etmiyor sanıyorsunuz ama biz epey dikkatli inceleyip okuyoruz. Bol bol dalga konusu çıkıyor çünkü. Örneğin meslekle ilgili.

Bazı sık görülen meslekler formun listesinde yer alıyor. Evhanımı içinse bilindik "Housewife" yerine "Homemaker" diyor. Ezberdışı, ezber toplumu olduğumuz için kafa karışması çok normal yani.

Koca 40 yaşındaki adamın mesleğinde mesela Homemaker diyor. Adama officerlar soruyor mesleğini, halen aynı şeyi söylüyor. Adama bakıyorlar, forma bakıyorlar bu nasıl ev hanımı diyorlar. Formu siz mi doldurdunuz diyorlar, adam hayır ortağım doldurdu diyor. Bizimkiler de "Ortağınız sanırım pek bir iş yapmadığınızı düşünüyor!" diyip kahkahayı basıyorlar. Sonra işin içinden çıkamayınca birimiz yardıma giderek Türkçe belgelere bakıp anlıyoruz ki adamla ortağı müteahhitmiş. Homemaker'ı o yüzden seçmiş, hani ev yapan anlamında!

İki beyefendinin de karadenizli olduğunu söylememe gerek yok herhalde.

Bi de, şimdi o nalet destansı formda eğer "Boşanmış" seçeneği seçilirse, "Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?" diye bir soru çıkıyor.

Bizim insanımız ya soruyu çok mantıksız buluyor, ya da içini dökme isteği yüzünden abuk sabuk cevaplar veriyor.

Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?

Şimdi bunlarda "Divorce", "Annulment", "Legal Separation"diye (gerçi legal separation çok sayılmaz ama) üç tarz olduğu için, bizde üç tarz varsa başka ülkelerde kimbilir kaç tarz vardır mantığıyla herhalde koymuşlar bu soruyu.

Türk insanı olarak eğer boşanmışsan ve evliliğiniz nasıl sonuçlandı diye sorulduysa verilecek en doğru cevap nedir mesela? Hmm düşünelim.

"Boşanmayla" yazılabilir. Gayet mantıklı. Duh! Boşanmayla tabii, slk amrklılr szi.

"Mahkeme kararıyla" bu da olabilir.

Hadi en olmadı "Çocukların velayetini benim almamla/eşimin almasıyla" denilebilir.

Gel gör ki verilen cevaplar felaket. Ve hepsi gerçek. İşte hatırladıklarım:

- "Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?"
"Metresinin yanına taşınmasıyla." (OHA. BİLMESEK OLURDU ABLA YA.)

-"Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?
-"Very smooth, very good and very perfect!" (Birilerinin bi taraflarında kına kokusu alıyorum?)

-"Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?"
-"We are still friends, we are very sad about it." (Pişmanlık mııı? Yoksa kanlı bıçaklı da bizi mi kandırmaya çalışıyor başvurunun etkileneceğini düşünerek artık bilemedim. Veya eğer gerçekten durum buysa, e be kadın/adam! O zaman niye boşandın!)

-"Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?"
-"Because of your mother." (Şimdiiii. Kadının annesi çok fenaydı da "her mother" yerine yanlışlıkla mı "your" yazdı yoksa "how did your marriage end" sorusu yüzünden anan yüzünden diyerek bize mi sayıyor?)

-"Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?"
-"Aldattı." (ah.. gel bakiym sen şöyle yamacımıza. kıyamam.)

-"Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?"
-"A lot of screaming." (Vay anasını..)

Dediğim gibi, sorunun anlaşılmamasından mı yoksa içini dökme isteği mi tam bilemedim ama, diyelim bana soruldu.

"Evliliğiniz nasıl sonuçlandı?"
-"Sonuçlanmadı, çünkü yasal değildi."
-"Çok çok çok ağlayarak."
-"Kedinin velayetini almasıyla. Ama haftasonları görebilicem."

Veya başıma gelenlerin çoğuna verdiğim cevabı yazmam gerekirse,

"Karma!"

1 yorum:

Sed dedi ki...

Eeee ben bu yazıyı yeni görüyorum. Ofisteyken bir üsteki yazıyı okumuştum şimdi tekrar bloglara bakarken bunu gördüm.

Mütz konusunda ne denir ki.
Ama buna yakın bir olayı yaşamıştı benim bir arkadaş. Sizinkisi kadar uzun bir ilişki değildi ama hatunlardan diğeri 1seneye yaklaşırken Mütz'n sana söylediklerini söyleyip ayrılmıştı.
:(
Ayrılıklar zor, acı verici, can sıkıcı.
Hani sana "canım ya üzülme." falan demicem, boş tesellinin kimseye yararı yok. Tek diyebileceğim, hak ettiği kadar üzül sonrasında önüne bak. Ki zaten şu an öyle yapıyorsun.
:)