18 Aralık 2011 Pazar

saplantı.

- Eskiyle bu kadar saplantılı bir insan olarak sanırım geçmişi özlememi ve bu yüzden sürekli geçmişte olan şeyleri anlatmamı yadırgamıyor çevremdekiler.

- Madde madde yazmayı özlemişim.

- Şu aralar çok gizli bir saplantım var. Gece rüyalarıma giriyor, olmadık zamanlarda aklıma geliyor, buluşacağımız her çarşamba gününü (veya perşembe, değişiklik göstermekte) iple çekiyorum.

- Kedim öldü benim. Eski postlarımdan birindeki videodaki tekir öldü. Çok uzun bir süre toparlayamadım kendimi. Neyse ki diğer yavrucak iyi.

- Kendimi bazen nesnelere benzetiyorum. Ne biliym, dudak payı bile bırakılmamış, taşmak üzere olan bir bardak, son kullanım tarihine bir gün kalmış puding falan.

- Bazen, "Tadı aynı bilmemne kokusu gibi" tarzında cümleler sarfettiğim için insanlar beni yadırgıyor.

- Hep aynı terane. Liseye geçersin, ortaokul yılları anılır. Üniversitede ise lise. Üniversite bittikten sonraki yıllarını da geri kalan ömrün boyunca anlatırsın sanırım..

- Monotonluktan oluyor bunlar. Sabah kalk, işe git. İşten çık, eve git. Yemek ye, televizyona bak, uyu ve bir daha kalk. Daha henüz bu kadar gençken hayatımın heyecanını çok çabuk kaybettim galiba. Üzülerek bazen aklımdan geçiyor ki sanırım aşk hayatımda da aynı şey geçerli. Ben hep böyle oldum zaten. Ne zaman herşey muhteşem olsa, yolunda gitse, rayına otursa şöyle, bi düzen olsa, berbat edicek şeyler yapmaya kalkışırım. Kaşınıyorum ya hani, beni "kaşıyacak" birini ararım böyle dönemlerde.

- Bu post aslında böyle olmicaktı. Gayet uzun ve güzel komik şeyler yazmıştım ta ki kedi klavyenin üstüne atlayıp kaybedene kadar. Sonra o sırada biraz da bişeyler içtim. Bu posta başladığımda başım dönüyordu ondan böyleyim. Ha da bi de ayın malum haftası. Sevgilim de evde değil.

- Bu arada her çarşamba/perşembe gördüğüm kişi de sadece bir dizi karakteri. Çok ergenim. Hatun, Glee isimli bir dizinde. Glee müzikal gibi bir dizi. Santana Lopez diye bir karakter var. Santana gayet şeytan bir tip. İnsanların arasını bozan, erkek arkadaşını çalan, komplo kuran, laf sokan biri. Böyle biri olmasına rağmen ama nefret edemiyorsunuz ondan.

Şimdi bu Santana'nın bir de en yakın arkadaşı var, Brittany, biraz saf. Hafif salak. Şirin ama. Garip şeyler söylüyor "Yunusların eşcinsel köpekbalıkları olduğunu biliyor muydun?" gibi. Noel Baba'ya hala inanıyor ve İrlanda'dan gelen değişim öğrencisini leprechaun zannediyor ve kedisinin günlüğünü okuduğundan adı gibi emin. Brittany en olmadık zamanlarda en olmadık cümleler kuruyor. Sütyeninin içinde pepperoni olduğunu zannederken, Santana aslında onların pepperoni değil, göğüs uçları olduğunu söylüyor. İşin ilginç yanıysa oynayan aktrisin, Brittany'yi oynayan Heather Morris'in bu cümlelerin bir çoğunu doğaçladığını öğrenince hayran kalıyorsunuz. Bu diziye gelmeden önce de Beyonce'nin dünya turnesindeki dansçılardan bir tanesiymiş. Müzikal bir dizi olduğu için de elbette bir sürü dans ettiği sahne var.

Brittany'nin garip cümlelerinden birkaç tanesi:



Santana ise herkesin ağzına sıçıyor dizide, hakaretlerle itin götüne sokup çıkarıyor falan (bkz bir sonraki video) ama, Brittany'ye karşı hep çok anlayışlı. İnsanlar Brittany'ye dumb blonde slut gibi laflar ettiğinde delirip üzerlerine saldırıyor falan. Videoda en komik yerler "I've gotta gay.Go. I've gotta go." diyişi, sarhoş halleri ve sinirlendiğinde kendini tutamayıp İspanyolca küfretmesi. Bazı yerlerde şarkı da söylüyor. Bu arada solo albüm anlaşması imzaladığını da söylemem gerek. İzleyin gerçekten değer.





Bunlar dizi boyunca habire yatakta sarmaş dolaşlar, okulda sarmaş dolaşlar, sürekli bir temas, dokunma modu ama erkek arkadaşları falan oluyor zaman zaman ikisinin de. İzlerken "O zaman bunlar herhalde deney yapıyorlar" diyosunuz.

Brittany sürekli olayları alttan alttan sorguluyor aslında ama Santana onu "biz çok yakın arkadaşız, yakın arkadaşlar böyle şeyler yapar", "bu aldatmak değil çünkü 'tesisatlar' farklı", yok efenim "fuckbuddy'm burada değil, ondan seninleyim.","Seks yapıyor olmamız birlikteyiz anlamına gelmez" falan diye hep kızı geçiştiriyor. Siz de izlerken önceleri "Evet, bu karı saf kızcağızı kullanıyor" diye düşünüyorsunuz, zaten tüm arkadaşları da aslında olanların farkında. Dizide birçok kez ikisinin birlikte olduğuna dair imalarda bulunuluyor. Santana da önceleri güya straight. Sadece kendisini kandırıyor ama birden olayların yönü değişiyor.



Ortaya çıkıyor ki bizim kız, yani Santana, Brittany'ye aşıkmış. Kendine yediremiyor önceleri, sonra kendisini değil ama hislerini kabullenip gidip herşeyi itiraf ediyor Brittany'ye ama yine de public announcement yapamayacağını, bu hislerin özel olduğunu söylüyor. Brittany de ona karşılık veriyor ama aslında tam olarak Santana'nın istediği gibi değil. O sırada sevgilisi var ve "O olmasaydı kesinlikle seninle birlikte olurdum" gibi bir cümle sarfediyor. Brittany de aslında salak falan ama farkında herşeyin. Kendini kabul etmesi gerektiğini, kendisiyle barışmasını, tıpkı kendisinin Santana'yı sevdiği gibi onun da artık Santana'yı sevmesi gerektiğini söylüyor. Reddedilen Santana, deliye dönüyor elbette. Prom için eşcinsel çocukla birbirlerinin paravanı oluyorlar.

"Born This Way" bölümde, Rachel isimli karakter burun estetiği olacağını söyleyerek ortalığı karıştırıyor. Performans için ödevleri, kendilerinde kabul etmeleri gerektiği yönlerini t-shirte bastırıp o şekilde sahneye çıkmak. Santana kendisi için farklı bir t-shirt yapıyor ama, Brittany'nin farklı bir fikri var tabii. Video:



Videonun sonunda herşey mümkün diye sarılıyorlar birbirlerine tamam ama, Santana halen çelişkide ve cesaretini toplayamayıp geri adım atıyor.

ve Born This Way performansı süper!





Sonrasında ise, Finn'le atışmalarından sonra, Finn onun bu sırrını resmen tüm okulun önünde açıklıyor ve bu bir kişinin Santana'nın eşcinselliği hakkında bir video yapıp internette yayınlamasına sebep oluyor. İşte o olaylar, Santana'nın muhteşem Adele şarkısı Someone like you performansı (Adele'in yine rumour has it şarkısıyla birleştirmişler) ve sonrası. Not: Santana'nın Brittany'ye bakışlarını yerim! Sanki şarkıyı söylerken artık bu işten vazgeçicekmiş, ona veda ediyormuş gibi.



Sectionals da I'm a Survivor/I will survive şarkılarını birleştiriyorlar. Brittana (Brittany + Santana) tangosu muhteşem..




Tamam lise falan, kendisiyle iç savaş veren eşcinsel kızın öyküsü, konusu basit ama bence uzun bir zamandan sonra ekranlarda görülen en iyi eşcinsel karakter. Gerçek hayata dönelim. Bu ikisi, yani Santana ve Brittany gerçekte de çok yakın arkadaş olduklarını mümkün olan her seferde de dile getiriyorlar. Henüz dizide tam anlamıyla bir öpüşme sahnesi yok, sebebi Heather'ın (Brittany) annesinin karakterden rahastız olmasına bağlanıyor. Gerçi konser turnelerinde sahnede küçük bir öpüşmeleri var. Fan video'su paylaşmicaktım ama arkadaki şarkıyı çok seviyorum. Gerçek hayattan kesitler:

9 Kasım 2011 Çarşamba

tanrı misafiri

Evimizin üst katındaki büyük odada bir cam vardı. Sanki bina yönetmeliğe uygunmuş gibi, cam yönetmeliğe aykırı olduğu için bir gün müteahhit gelip (müteahhit yazınca çok garip bir kelime lan. müteahhit. müteahhit. müteahhit.) camı kapattı. Onun yerine tavana bir cam açtılar.

Eskiden Nickelodeon'da (bak bunun da yazılması garip) Hey Arnold! diye bir çizgi film vardı. O Arnold'ın odasına hastaydım ben tavanı camla kaplı. (Bkz. aşağı)



Bunun gibi değil tamamen camla kaplı değil tabii ama küçük bir bölümüne işte cam açtılar.

Bir gece, Mütz'le yatıyoruz, saat 2 falan, daha yeni yatmışız, uyumaya çalışıyorum, aniden çatıda patır patır sesler duydum.

Herhalde yağmur yağıyor diye düşünürken birdenbire tavandaki camda bir karaltı gördüm. Korku filmi modu ama, bir karaltı ve gebermek üzereyim. Sesi duyunca anladım, kedinin teki.

O can havliyle o kediden de korktum ben, kafamın altındaki yastığı tavana doğru attım korkup kaçsın diye, kısa vaadeli bir çözüm. Kedi tekrar geldi, bendeyse her seferinde tazeliğini koruyan bir korku var. Kediyi kovalıyorum, gidiyor, aradan 20 saniye geçiyor gene kafayı uzatıp miyavlıyor ben gece altıma sıçma modları.

Mütz'ü uyandırdım. Terasa çıktık. Bizim kedi halen camın olduğu yerde, çatıda. Çağırdığımızda anında geldi. Tekir bi yavrucak, en fazla 4-5 aylık. Biraz terasta oynadık onunla, süt verdik, evde yiyecek gram birşey yok. Bir yandan da araştırıyorum nereden geldi bu diye, imkanı yok 4 katı tırmanmış olamaz. Tırmanabileceği birşey yok çünkü..

Neyse, geldiği yere geri gitsin diye terasa geri bıraktık. Yukarı çıkıp yine yatağa yattık. Çok geçmeden tavan camında aynı kafa, aynı miyavlama.

Bu böyle olmayacak dedik ve içeri aldık ufaklığı. Hava soğuktu bi de. Bu gece misafirimiz olsun dedik, yarın sabah artık bakarız çaresine.

Oturup kedişi severken gayet güzel koktuğunu farkettik. Sokak kedisi değildi yani. Muhtelemen bir yerlerde bakıyorlardı buna.

Salonda bırakamadık balıklarımız olduğu için fazla hareketliydi yavrucak. Odaya altık biz de, yer yaptık ona. Sabah 7'ye kadar sessiz sedasız uyudu.

Sabah 7 gibi miyavlamaya odadan çıkmak istemeye başladı. 5-10 dakika sonra bizim karşı komşularımızdan Bitch

- Ayy kusura bakmayın bu saatte kapıyı çaldık, bizim kediyi buldunuz galiba?
- Bizim kedi?
- Evet ya size gelmiş galiba gece, bizim Çakıl'la (köpekleri) anlaşamadılar da biz de balkona koymak zorunda kaldık.
- Ha evet, geldi. Sorun değil. Evde mi besleyeceksiniz?
- Bizim ofisin kedisi aslında bu, diğer kedilerden dayak yemiş, birkaç gün evde bakayım dedim ama Çakıl'la anlaşamadılar, geri götürücem.

Peki tamam diyerek kediyi geri verdik. Verdikten sonra inanılmaz kötü hissettik ama kendimizi. Tanrı misafirimizdi sanki o bizim. Bir laf vardır insanlar kedilerini seçemez, kediler insanlarını seçer diye. Mütz kedi istediğini söyledi. Ertesi gün gidip Dick ve Bitch'in kapısını çaldım

- Selam, ya şu kedi vardı ya, eğer sahibi yoksa alabiliriz biz onu
- Aaa öyle mi? Olur ben getiririm bi ara

Dedi Bitch ama getirmedi. Bekledik.. Bekledik.. Bekledik. En sonunda dayanamadım ve kapıda yakaladım Bitch'i.

- Merhaba, kedi noldu bizim?
- Ya sorma. Bulamıyorum, bir yerlere kaçtı herhalde.. Kusura bakmayın

Oturdum ağladım.
Deli gibi hem de. Çok sevmiştik çünkü onu.

Bunun üzerine kedi araştırmaya başladık. İnternette ilanlara baktık. Bir minnoşu beğendik numarayı aradık istiyoruz diye, ertesi gün kadın veterinerde buluşalım dedi, gittik.

Kedi yoktu.

Veteriner bilmemiş, kadın da ona haber vermemiş kedi 15 gündür oradaymış zaten. Başkası alıp gitmiş.

Kadın bunu duyunca üzüldü, başka yavru ister misiniz dedi, hayalkırıklığına uğramış vaziyette kafamızı salladık. 15 dakika sonra kadın içinde 5 tane yavru kedi olan bir taşıma kabıyla geldi.

Yavrulardan biri anında benim kucağıma atladı, bir tanesi de Mütz'ün boynunun altına girdi. Bayıldık. Bir tane istiyorduk ama hangisini seçeceğimizi bilemiyorduk. Kadın isterseniz ikisini de vereyim dedi. İstiyoruz dedik.

Benim seçtiğim tekir dişiydi. Mütz'ünki de erkek. Romeo ve Juliet ismini verdik onlara. 1 haftadır bizdeler şimdi. Videoda da kendileri varlar efenim :)


25 Ekim 2011 Salı

Hayatı Sims tadında yaşıyormuşuz gibi hissediyorum bazen.

Birileriyle tartıştığımda ikimizin de kafalarında eksi işaretleri çıktığını, ya da biriyle muhabbetimi arttırıp keyifle sohbet ettiğimde kafamın üzerinde artılar çıktığını falan görüyor gibiyim. Çişim geldiğinde bladder'ımın kırmızılarda süründüğünü, ya da kırmızı koltuklarımıza uzandığımda comfort'ımın ve energy'min yükseldiğini hissediyorum.

30 Ağustos 2011 Salı

ah istanbul, istanbul olalı, hiç böyle boş olmamıştı.

Bugün bayram. Erken kalkın çocuklar ve çalışan insanlar.

Elin İngiliz'i, tıpkı elin Amerikalı'sı gibi tatil nedir bilmediği için, nöbetçi olarak ofisteydim bugün.
Aslında bütün bayram boyunca olacağım. Dün herkes yarım gün çalışıp, tasını tarağını toplayıp öpüşüp koklaştıktan sonra terketti ofisi. Bir ben kaldım, bir de ofisten bir arkadaş daha benden içerü. Nöbetçiyiz.

Aslında bu nöbetten gayet kolay sıyrılabilirdim. Ama "Living in a material world and I am a material girl" modunda olduğum için birkaç aydır, "Evet bayram nöbetine kimi yazalım? Aramızda karar verelim" diyen Vayzırıma, bir an bile olsa "Ulan yine mi. Ne şans var bende arkadaş." göz devişiri yapsam bile, bir anda "Mmmmm... çift mesai maaşı.." diye gözlerim parladı ve Vayzırıma "Ben kalırım bayramda yieee" dedim.

Her ne kadar bu lafımdan bu sabah uyanıp da çok pişman olsam bile.

Ancak, birşey dikkatimi çekti.

İstanbul bildiğin bomboş lan!

Herkes mi gider bi yerlere?

Bence, şu anda işte tam dengeler yerine oturdu. İstanbullu olmayıp da "Istanbulluyuh" diye geçinen tipler analarını babalarını bacılarını dayılarını bilmemkimlerini görmek için memleketlerine kısa süreli göçtüklerinden bence şu an herşey kıvamında.

Ben bunu bu kadar sinirli bir biçimde söylüyorum, çünkü biz 3 kuşak İstanbulluyuz. Hatta beni de sayarsak 4 kuşak oluyor. Babam burada doğmuş, babamın babası da, babamın babasının babası da.

Ve ben bu gereksiz insan kalabalığından nefret ediyorum.

Ama bugün..

Sabah yolda yürüyorum, bomboş her taraf.

Araç trafiğinin %70'ini taksiler oluşturuyor. Taksi bulmak hiç bu kadar kolay olamazdı. Metrobüs yanımdan vızır vızır geçerken içi bomboş. En önemlisi kaldırımda yürüyebiliyorum tanrım inanamıyorum! Hem de önümdekinin hızına göre hızımı ayarlamak zorunda kalmadan, şu önümdekini sollayayım derken insanlarla burun buruna gelmeden, ya da kaderime mahkum olup, önümde dangıl dungul yürüyen dallamanın temposuna ayak uydurmuşken, ensesine zıplayarak yumruk atma isteği ile içimde savaşmadan.

Sokaklar bile bir başka geliyor gözüme. Aman allahım yoksa... yoksa yeşil daha yeşil, mavi daha mı mavi artık? hı?

Sessizlik.. araba kornaları yok.. laf atan götverenler, bayanların yanında geçerken türkü tutturan orospu çocukları yok..

İstanbul, İstanbul olalı, hiç bu kadar boş olmamıştı.

Ve bunu koruyabilmek için de, hazır bu kadar boşken, bir teorimi sunmak istiyorum.

İstanbul'a giriş vize ile olacak. Basbayağı Schengen falan gibi.

Öyle aile birleşimi, oturum falan almak yok. Turistik, kültürel, tedavi amaçlı, transit, ticari, öğrenci, çalışma diye ayrılacak bu vize türleri.

Kısa süreliler:

-Turistik : 30 gün veya daha az bir süreyle Turistik amaçla (akraba ziyareti de dahil) İstanbul'a gelmek isteyen başvuru sahipleri bu vizeye başvurabilirler.

Şartı: İstanbul'a en son girişinin üzerinden en az 90 gün, 30 günü tamamlamadan geri döndüyse çıkışının üzerinden en az 60 gün geçmiş olması. 3 aylık süreçte en fazla 30 gün şehirde kalınabilir.

(Yok yani öyle, vize aldı, 30 gün kaldı, ertesi gün dönüp tekrar vizeye başvurup bi 30 gün daha kalamaz. Amerika vizesinde bazen exchange visitorlara uygulanan 212E kuralının benzeri olarak 60/90 sınırlaması var. )

Evraklar: Konaklama için evrak gösterilmeli. Konaklama evrakları için bkz. Kültürel Vize.

Genel başvuru evraklarının yanısıra, mutlaka İstanbul dışında bir şehirde kendine ait bir evi veya kira kontratı olmalı. Son 6 ayın maaşlarını gösteren maaş bordrosu ve SSK işe giriş bildirgesi. (işi olucak yani. İstanbul konsolosluğu, başvuru sahibinin 30 günlük İstanbul ziyareti sırasında, işverenini ve ev sahibini arayıp durumunu sorgulama hakkını saklı tutar, istifa ya da kira kontratının feshedilmiş olması durumunda kişiyi sınır dışı etme, girişini 2-5-10 yıllık süreye kadar yasaklama hakkına sahiptir.)

- Kültürel: 30 gün veya daha az bir süreyle kültürel amaçlı bir organizasyon, etkinlik için İstanbul'a gelmek isteyen kişiler bu vizeye başvurabilir. Örn: Konserler, festivaller, fuarlar, sergiler, kongreler vs.

Şartı: Şartı yok, kişi istediği kadar etkinliğe katılabilir. Ancak bir yıl içerisinde İstanbul'da geçirdiği toplam gün sayısı 180'i aşamaz.

Konaklama evrakları: Otelde kalınacaksa rezervasyon gösterilmesi mecburidir. Eğer bir yakında, arkadaşta kalınacaksa, davet eden kişiden ıslak imzalı davet yazısı, başvuru sahibinin İstanbul'da kalacağı adresin teyidi için bir adet elektrik/su/doğalgaz faturası. Kira kontratı ya da tapu fotokopisi. Davet eden kişinin İstanbul'un yerlisi olduğuna dair tam tekmil vukuatlı nüfus kayıt örneği.

- Tedavi Amaçlı: Başvuru sahibinin tedavisi İstanbul'da gerçekleştirilmek zorundaysa eğer, bu vizeye başvurulabilir.

Şart: Zaman sınırlaması yok. Taburcu edildikten sonraki 10 gün içerisinde kişi şehri terketmelidir.

Evrak: Hastane dökümanları, kayıtlar, doktor raporları, ameliyat için gün alındığını gösteren belgeler, hastane ücretlerinin ödendiğine dair fatura.

İstanbul konsolosluğu, vizeyi verdikten sonra ilgili hastaneyi arayıp hastanın durumunu araştırma yetkisine sahiptir. Eğer başvuru sahibi taburcu olduysa ancak halen çıkışına dair kaydı yoksa ve 10 günlük süre aşıldıysa, giriş yasaklanması söz konusu olabilir.

- Transit: İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Havaalanı üzerinden yurtdışı ya da yurtiçi seyahat edecek başvuru sahipleri başvurabilirler.

Evrak: Uçak biletinin aslı. Başvuru sahibi havaalanını terkedemeyecek olup, uçuşlar arasında 24 saatten fazla olamaz.

Karayoluyla gelip havayoluyla başka bir şehre ya da ülkeye transit geçişler: İstanbul il sınırından itibaren kişiler takip edilecek olup, kural ihlali soz konusu olursa sınırsız süreyle sınırdışı edilebilirler.

Marmara, Ege ve Ankara ikametliler transit vizeden muaftır, vizesiz transit yapabilirler. Havaalanından çıkış yapmak isterlerse, turistik vizeye başvurmaları gerekir.

- Ticari: İş amacıyla kısa süreli ziyarette bulunmak isteyen başvuru sahipleri bu vizeye başvurabilirler. Örn: Şirketler arası anlaşmalar, iş eğitimi almak için gelenler (genel merkez istanbuldaysa ve kişinin mesela Adana'daki şubede işe başlamak için öncelikle eğitim alması gerekiyorsa), iş amacıyla yapılan her türlü ziyaret kısacası.

Şartlar: 1 yıl içerisinde en fazla 180 gün kalınabilir. Vize süresi kişinin kalması gereken süreye göre esneklik gösterebilir.

Evraklar: Genel başvuru evrakları, İstanbul'daki kurumdan davet yazısı, kurumun imza sirküleri, faaliyet belgesi, iki kurum arasındaki bağı kanıtlayan belgeler.

Kişinin İstanbul'daki şirkete transferi söz konusu olacaksa, çalışma vizesine başvurulmalıdır.

Uzun süreliler:

- Öğrenci: Üniversite ya da lise eğitimi için İstanbul'a gelecek olan başvuru sahipleri başvurabilirler.

Evraklar: Konaklama belgeleri, üniversiteyi ya da liseyi kazandığına dair belge. Kayıt yaptırdığını gösteren belge, herhangi bir ücret varsa, ödendiğine dair belge.

Şartlar: Öğrenci sadece haftalık ders saatinin yarısı kadar çalışma iznine sahiptir. Lise öğrencisi 5, üniversite öğrencisi ise lisans eğitimini en fazla 8 senede eğitimini tamamlamalıdır. Master ve doktora için zaman sınırlaması yoktur.

Post Study Work (Eğitim sonrası çalışma) vizesi : Kişi İstanbul'daki üniversitelerden birinden eğitimini tamamladıysa, iş bulabilmesi için 1 yıl kadar sınırlı oturum hakkı verilir. 1 yılın sonunda eğer iş bulamazsa memleketine dönmek zorundadır ve tekrar başka bir vize türüyle İstanbul'a gelebilmek için en az 6 ay memleketinde kalmalıdır.

- Çalışma: İstanbul'da çalışmak için alınan vize türü.

Şartlar: Başvuru sahibinin başka bir şirketten İstanbul'daki şirkete transferini gösteren belge. SSK işe giriş bildirgesi, başvuru sahibi eğitimini tamamlayıp eğer iş bulduysa, Ege, Marmara ya da Ankara'daki üniversitelerden birinden aldığı diploma. Konaklama evrakları. Eğer başvuru sahibinin ilk ayının masrafları İstanbul'daki şirketten karşılanmayacaksa, ilk ay masrafları için 28 takvim günü boyunca bloke hesapta 3000 TL göstermelidir. Bankadan 28 günün hesap dökümü alınmalıdır. 28 gün boyunca eğer belirtilen miktarın altına düştüyse, tekrar beklenmelidir. Örn: 3000 TL 10 gün boyunca hesapta, 11. gün 2600 TL oldu, ancak 12. gün 4000 TL'ye yükseldi. 11. günde 3000 TL'nin altında düştüğü için başvuru sahibi 12. günü ilk gün olarak kabul ederek 28 gün daha bekletmelidir.

Bence gayet güzel oldu arkadaş.

Bu şekilde, vize başvuru ücretleri alınan çöp vergisi cart vergisi curt vergisi yerine geçip İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne aktarılabilir. Büyük şehirlerde açılacak olan İstanbul konsoloslukları bu şehirlerdeki iş imkanını arttırabilir.

İstanbul'daki nüfusa da böylelikle çare bulabileceğimizi düşünüyorum. Mesela şu andan itibaren başlatırsak eğer, insanların bayram bitince gelmesini engelleyebiliriz.

Bu da teori de benim İstanbul halkına armağanım olsun!

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Sebep.

İnsanlar sevilmek için yaratılmıştır.

Eşyalarsa kullanılmak için.


İçinde bulunduğumuz kaosu sebebi ise, eşyaların sevilmesi insanlarınsa kullanılmasıdır.