Yine araya vakit soktum. Bahanelerim hazır. Sıkıcı ve bunaltıcı bir post olucak şimdiden haber veriym.
1 nisan.
1 nisanın herkesin düşünüdüğünün dışında benim için başka bir anlamı daha var. O gün babamın doğumgünü.
Mart sonu gibi babam nefes alamama şikayetiyle hastaneye gitti. Gripti, hepimiz gibi, grip olmasına rağmen sigara içiyordu, nefes alamıyordu.
Boğazına ucunda kamera olan ufak birşey soktular. Fotoğrafını çektiler. Gırtlağının bir kısmı simsiyahtı. "Polip" dediler. "Almamız lazım, ameliyat lazım."
Hastaneye yattı babam, gayet iyiydi. Ameliyatı oldu, poliplerin bir kısmını temizlediler. "Bunu biyopsiye yollayacağız" dediler. Babam bir gece hastanede kaldı. Daha önce hayatında hastane görmemiş adam için zor, bizim için daha zor. Sürekli "Gelmeyin kızım"lar, "Çalışıyorsun sen çok uzak"larla savuşturdular beni.
Hastaneye gittim, ameliyet olmuş bitmiş, babam narkozdan yeni ayılıyor. Ameliyat yüzünden bir önceki günden beri birşey yememiş. Söylediği ilk şey "Sucuk alalım.. sucuk..." Bu şekilde mırıldanıp yine uykuya dalıyor. Bizse sesimiz çıkmasın diye yumruğumuzu ağzımızın içine sokup gülmekten ölüyoruz..
"Bir kısmını almadık, 1 ay sonra diğer kısmı da alacağız, belki biyopsi raporuna göre daha da erken olabilir" dediler. Polip yani. Bende de var(mış). Nodül kısaca. Öğretmen hastalığı derler. Öğretmenlik yapmasan bile, bazı insanlarda olurmuş. İsmi ilginç sadece, tıpkı "Tenisçi dirseği" adı verilen eklem hastalığının hayatında belki de hiç tenis oynamamış insanlarda görülmesi gibi, ben de olduğu gibi yine. Arkadaşlarımda da var, eski sevgilimde de vardı, ablamda da var bu nodül.
Aradan birkaç gün geçti, yemekteyim, gülüyorum eğleniyorum. Mutluyum. Günlerden 1 nisan, sabahında dehşet bir şaka yapmışlar bana. Yüreğim ağzıma gelmiş, "Lan! Ağzınıza sıçiym" diye gülmelerle geçmiş. Haftasonu bizimkilere gidicem, pazar babamın doğum gününü kutlicaz falan. 1 nisan doğumlu ya.
Babamın doğuşu da şaka gibi olmuş aslında. Babaanneme "Çocuğun ölü doğdu" demişler. Şaka yapmış aklı sıra hemşireler. Dedem ortalığı birbirine katmış nurtopu gibi babam kucaklarına verildiğinde böyle şaka mı olur diye.
Yemekteyim, annemden bir mesaj geliyor. "Sonuç kötü" diye. Aklım anneme gidiyor, o da dizinden ameliyat olmuştu geçen ay çünkü. "Neyin sonucu?" diye mesaj atıyorum, "Baban" diye cevap veriyor mesaj çekme özürlüsü annem.
Arıyorum deli gibi, açmıyor, "Arama yanımda" diye mesaj atıyor. O zaman anlıyorum bişeylerin yolunda gitmediğini. Sonra yemekten ofise dönüyoruz, içim içimi yiyor. Arkadaşlarıma anlatıyorum, onlar da şaşkınlar. Nasıl haber vermektir hep birlikte şaşırıyoruz.
"Anne çıldırıcam noluyo anlatsana ya!" diye mesaj atıyorum. Annem bana sadece "Kanser" yazıyor.
Bi anda tüm parçalar yerine oturuyor. Ağlama krizine giriyorum, etrafı yıkıyorum ama resmen. Telefonu elimden alırken, Semoke, annemin hala ekranda duran mesajını görüyor. "Kanser".
İsmi kötü. Korkutucu. Uzun bir süreç, uzun bir yorgunluk ve acı. Genelde ölümle biten.
Çöküyorum duvarın dibine, herkeste kolonya, yıkıyorlar beni kolonyayla. Annemi arıyorum cevap yok yine. O kadarı yetmiyor bana, daha fazla bilgi istiyorum. Ablamı arıyorum.
Telefonda sadece çığlık atan biri var. Sesini daha sonra tanıyorum. Ablam da benim gibi, ağlıyor. Birbirimizi teselli ediyoruz. "Gırtlak kanseri" diyor ablam, anlatıyor olanları. Daha işten çıkmama 2 saat var. İzin alamam. Çünkü işlerimi bırakabileceğim kimse yok. Bir yandan ağlıyorum bir yandan bilgisayarla cebelleşiyorum. Herkes acıyan gözlerle bakıyor resmen bana. Bir anda yayılıyor haber. Duruluyorum tam, biri yanıma gelip "Canım..." diye başlıyor konuşmaya, ben de ağlamaya başlıyorum tekrar. Semoke bodyguard oluyor, insanlara gerekli bilgileri o veriyor. Yanıma yaklaştırmıyor kimseyi.
Semoke bu sırada Mütz'e telefon açıp durumu açıklıyor. Mütz yarım saat içinde iş yerine gelip ofise çıkıyor. Sarılıyor bana, kucağında çocuk gibi ağlıyorum. Babasına hala ihtiyacı olan küçük bir çocuk gibi.
Şaka olmasını istiyorum.
Bekliyorum.
Biri bana şaka yaptık desin diye bekliyorum. Herkes işin içinde olsun. Annem, ablam, arayıp şaka yaptık desinler.
Ama kimse böyle birşey demedi.
İçim daraldı, devamı daha sonra..
p.s: İster istemez niye bilmiyorum kendimi kapadım herkese. Kimseyle doğru düzgün görüşmüyorum bile. Yine de mesaj atıp soran, merak eden, yalnız bırakmayan herkese teşekkürler.. Elmyra'm, geri dönemedim nolur kusuruma bakma, sakin bir zamanda konuşalım..
Hayatım roman olsa
7 yıl önce

1 yorum:
çok geçmiş olsun :(
Yorum Gönder