<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175</id><updated>2012-01-25T21:11:21.510+02:00</updated><title type='text'>You.Me.Whipped cream.Handcuffs...</title><subtitle type='html'>Any questions?</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>11</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-5694706350571203571</id><published>2011-12-18T03:44:00.010+02:00</published><updated>2011-12-18T18:00:53.400+02:00</updated><title type='text'>saplantı.</title><content type='html'>- Eskiyle bu kadar saplantılı bir insan olarak sanırım geçmişi özlememi ve bu yüzden sürekli geçmişte olan şeyleri anlatmamı yadırgamıyor çevremdekiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Madde madde yazmayı özlemişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şu aralar çok gizli bir saplantım var. Gece rüyalarıma giriyor, olmadık zamanlarda aklıma geliyor, buluşacağımız her çarşamba gününü (veya perşembe, değişiklik göstermekte) iple çekiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kedim öldü benim. Eski postlarımdan birindeki videodaki tekir öldü. Çok uzun bir süre toparlayamadım kendimi. Neyse ki diğer yavrucak iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kendimi bazen nesnelere benzetiyorum. Ne biliym, dudak payı bile bırakılmamış, taşmak üzere olan bir bardak, son kullanım tarihine bir gün kalmış puding falan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bazen, "Tadı aynı bilmemne kokusu gibi" tarzında cümleler sarfettiğim için insanlar beni yadırgıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hep aynı terane. Liseye geçersin, ortaokul yılları anılır. Üniversitede ise lise. Üniversite bittikten sonraki yıllarını da geri kalan ömrün boyunca anlatırsın sanırım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Monotonluktan oluyor bunlar. Sabah kalk, işe git. İşten çık, eve git. Yemek ye, televizyona bak, uyu ve bir daha kalk. Daha henüz bu kadar gençken hayatımın heyecanını çok çabuk kaybettim galiba. Üzülerek bazen aklımdan geçiyor ki sanırım aşk hayatımda da aynı şey geçerli. Ben hep böyle oldum zaten. Ne zaman herşey muhteşem olsa, yolunda gitse, rayına otursa şöyle, bi düzen olsa, berbat edicek şeyler yapmaya kalkışırım. Kaşınıyorum ya hani, beni "kaşıyacak" birini ararım böyle dönemlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu post aslında böyle olmicaktı. Gayet uzun ve güzel komik şeyler yazmıştım ta ki kedi klavyenin üstüne atlayıp kaybedene kadar. Sonra o sırada biraz da bişeyler içtim. Bu posta başladığımda başım dönüyordu ondan böyleyim. Ha da bi de ayın malum haftası. Sevgilim de evde değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu arada her çarşamba/perşembe gördüğüm kişi de sadece bir dizi karakteri. Çok ergenim. Hatun, Glee isimli bir dizinde. Glee müzikal gibi bir dizi. Santana Lopez diye bir karakter var. Santana gayet şeytan bir tip. İnsanların arasını bozan, erkek arkadaşını çalan, komplo kuran, laf sokan biri. Böyle biri olmasına rağmen ama nefret edemiyorsunuz ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu Santana'nın bir de en yakın arkadaşı var, Brittany, biraz saf. Hafif salak. Şirin ama. Garip şeyler söylüyor "Yunusların eşcinsel köpekbalıkları olduğunu biliyor muydun?" gibi. Noel Baba'ya hala inanıyor ve İrlanda'dan gelen değişim öğrencisini leprechaun zannediyor ve kedisinin günlüğünü okuduğundan adı gibi emin. Brittany en olmadık zamanlarda en olmadık cümleler kuruyor. Sütyeninin içinde pepperoni olduğunu zannederken, Santana aslında onların pepperoni değil, göğüs uçları olduğunu söylüyor. İşin ilginç yanıysa oynayan aktrisin, Brittany'yi oynayan Heather Morris'in bu cümlelerin bir çoğunu doğaçladığını öğrenince hayran kalıyorsunuz. Bu diziye gelmeden önce de Beyonce'nin dünya turnesindeki dansçılardan bir tanesiymiş. Müzikal bir dizi olduğu için de elbette bir sürü dans ettiği sahne var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brittany'nin garip cümlelerinden birkaç tanesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/LYibKetiDxQ" allowfullscreen="" width="420" frameborder="0" height="315"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Santana ise herkesin ağzına sıçıyor dizide, hakaretlerle itin götüne sokup çıkarıyor falan (bkz bir sonraki video) ama, Brittany'ye karşı hep çok anlayışlı. İnsanlar Brittany'ye dumb blonde slut gibi laflar ettiğinde delirip üzerlerine saldırıyor falan. Videoda en komik yerler "I've gotta gay.Go. I've gotta go." diyişi, sarhoş halleri ve sinirlendiğinde kendini tutamayıp İspanyolca küfretmesi. Bazı yerlerde şarkı da söylüyor. Bu arada solo albüm anlaşması imzaladığını da söylemem gerek. İzleyin gerçekten değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/klAV_yMVgY4" allowfullscreen="" width="420" frameborder="0" height="315"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar dizi boyunca habire yatakta sarmaş dolaşlar, okulda sarmaş dolaşlar, sürekli bir temas, dokunma modu ama erkek arkadaşları falan oluyor zaman zaman ikisinin de. İzlerken "O zaman bunlar herhalde deney yapıyorlar" diyosunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brittany sürekli olayları alttan alttan sorguluyor aslında ama Santana onu "biz çok yakın arkadaşız, yakın arkadaşlar böyle şeyler yapar", "bu aldatmak değil çünkü 'tesisatlar' farklı", yok efenim "fuckbuddy'm burada değil, ondan seninleyim.","Seks yapıyor olmamız birlikteyiz anlamına gelmez" falan diye hep kızı geçiştiriyor. Siz de izlerken önceleri "Evet, bu karı saf kızcağızı kullanıyor" diye düşünüyorsunuz, zaten tüm arkadaşları da aslında olanların farkında. Dizide birçok kez ikisinin birlikte olduğuna dair imalarda bulunuluyor. Santana da önceleri güya straight. Sadece kendisini kandırıyor ama birden olayların yönü değişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/YNR9TaNr7eQ" allowfullscreen="" width="560" frameborder="0" height="315"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkıyor ki bizim kız, yani Santana, Brittany'ye aşıkmış. Kendine yediremiyor önceleri, sonra kendisini değil ama hislerini kabullenip gidip herşeyi itiraf ediyor Brittany'ye ama yine de public announcement yapamayacağını, bu hislerin özel olduğunu söylüyor. Brittany de ona karşılık veriyor ama aslında tam olarak Santana'nın istediği gibi değil. O sırada sevgilisi var ve "O olmasaydı kesinlikle seninle birlikte olurdum" gibi bir cümle sarfediyor. Brittany de aslında salak falan ama farkında herşeyin. Kendini kabul etmesi gerektiğini, kendisiyle barışmasını, tıpkı kendisinin Santana'yı sevdiği gibi onun da artık Santana'yı sevmesi gerektiğini söylüyor. Reddedilen Santana, deliye dönüyor elbette. Prom için eşcinsel çocukla birbirlerinin paravanı oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Born This Way" bölümde, Rachel isimli karakter burun estetiği olacağını söyleyerek ortalığı karıştırıyor. Performans için ödevleri, kendilerinde kabul etmeleri gerektiği yönlerini t-shirte bastırıp o şekilde sahneye çıkmak. Santana kendisi için farklı bir t-shirt yapıyor ama, Brittany'nin farklı bir fikri var tabii. Video:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/7WNwsnZm3fc" allowfullscreen="" width="560" frameborder="0" height="315"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Videonun sonunda herşey mümkün diye sarılıyorlar birbirlerine tamam ama, Santana halen çelişkide ve cesaretini toplayamayıp geri adım atıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve Born This Way performansı süper!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: rgb(9, 9, 9); width: 480px;"&gt;&lt;embed src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFBDRlhPWBI=" type="application/x-shockwave-flash" wmode="window" bgcolor="#090909" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div style="padding: 5px; background-color: rgb(9, 9, 9); color: rgb(204, 204, 204); font-family: Verdana; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 11px; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;&lt;a href="http://www.vidivodo.com/" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank"&gt;Vidivodo.com&lt;/a&gt; : &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-izle/born-this-way-performance-glee-hq/574791" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="born this way performance - glee hq"&gt;born this way performance - glee hq&lt;/a&gt;  Etiket: &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/glee" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="glee"&gt;glee&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/hq" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="hq"&gt;hq&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/hd" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="hd"&gt;hd&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında ise, Finn'le atışmalarından sonra, Finn onun bu sırrını resmen tüm okulun önünde açıklıyor ve bu bir kişinin Santana'nın eşcinselliği hakkında bir video yapıp internette yayınlamasına sebep oluyor. İşte o olaylar, Santana'nın muhteşem Adele şarkısı Someone like you performansı (Adele'in yine rumour has it şarkısıyla birleştirmişler) ve sonrası. Not: Santana'nın Brittany'ye bakışlarını yerim! Sanki şarkıyı söylerken artık bu işten vazgeçicekmiş, ona veda ediyormuş gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/teTG3_OdN94" allowfullscreen="" width="420" frameborder="0" height="315"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sectionals da I'm a Survivor/I will survive şarkılarını birleştiriyorlar. Brittana (Brittany + Santana) tangosu muhteşem..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: rgb(9, 9, 9); width: 480px;"&gt;&lt;embed src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFNCR1lOUBI=" type="application/x-shockwave-flash" wmode="window" bgcolor="#090909" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div style="padding: 5px; background-color: rgb(9, 9, 9); color: rgb(204, 204, 204); font-family: Verdana; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 11px; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;&lt;a href="http://www.vidivodo.com/" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank"&gt;Vidivodo.com&lt;/a&gt; : &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-izle/survivor-and-i-will-survive-glee-performance-hq/665689" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="survivor and i will survive - glee performance hq"&gt;survivor and i will survive - glee performance hq&lt;/a&gt;  Etiket: &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam lise falan, kendisiyle iç savaş veren eşcinsel kızın öyküsü, konusu basit ama bence uzun bir zamandan sonra ekranlarda görülen en iyi eşcinsel karakter. Gerçek hayata dönelim. Bu ikisi, yani Santana ve Brittany gerçekte de çok yakın arkadaş olduklarını mümkün olan her seferde de dile getiriyorlar. Henüz dizide tam anlamıyla bir öpüşme sahnesi yok, sebebi Heather'ın (Brittany) annesinin karakterden rahastız olmasına bağlanıyor. Gerçi konser turnelerinde sahnede küçük bir öpüşmeleri var. Fan video'su paylaşmicaktım ama arkadaki şarkıyı çok seviyorum. Gerçek hayattan kesitler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/nCGlCjOPDZg" allowfullscreen="" width="560" frameborder="0" height="315"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-5694706350571203571?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/5694706350571203571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=5694706350571203571&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/5694706350571203571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/5694706350571203571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/12/saplant.html' title='saplantı.'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/LYibKetiDxQ/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-8528775545294336414</id><published>2011-11-09T18:20:00.004+02:00</published><updated>2011-11-09T18:48:56.102+02:00</updated><title type='text'>tanrı misafiri</title><content type='html'>Evimizin üst katındaki büyük odada bir cam vardı. Sanki bina yönetmeliğe uygunmuş gibi, cam yönetmeliğe aykırı olduğu için bir gün müteahhit gelip (müteahhit yazınca çok garip bir kelime lan. müteahhit. müteahhit. müteahhit.) camı kapattı. Onun yerine tavana bir cam açtılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden Nickelodeon'da (bak bunun da yazılması garip) Hey Arnold! diye bir çizgi film vardı. O Arnold'ın odasına hastaydım ben tavanı camla kaplı. (Bkz. aşağı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 238px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5673033617174201890" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-5RfC2LLMUbE/TrqqBI6EhiI/AAAAAAAAAg0/0GWnWuhhH1o/s320/tumblr_lmvbhpTAmQ1ql0sq0o1_500.jpg" /&gt; Bunun gibi değil tamamen camla kaplı değil tabii ama küçük bir bölümüne işte cam açtılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece, Mütz'le yatıyoruz, saat 2 falan, daha yeni yatmışız, uyumaya çalışıyorum, aniden çatıda patır patır sesler duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde yağmur yağıyor diye düşünürken birdenbire tavandaki camda bir karaltı gördüm. Korku filmi modu ama, bir karaltı ve gebermek üzereyim. Sesi duyunca anladım, kedinin teki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O can havliyle o kediden de korktum ben, kafamın altındaki yastığı tavana doğru attım korkup kaçsın diye, kısa vaadeli bir çözüm. Kedi tekrar geldi, bendeyse her seferinde tazeliğini koruyan bir korku var. Kediyi kovalıyorum, gidiyor, aradan 20 saniye geçiyor gene kafayı uzatıp miyavlıyor ben gece altıma sıçma modları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütz'ü uyandırdım. Terasa çıktık. Bizim kedi halen camın olduğu yerde, çatıda. Çağırdığımızda anında geldi. Tekir bi yavrucak, en fazla 4-5 aylık. Biraz terasta oynadık onunla, süt verdik, evde yiyecek gram birşey yok. Bir yandan da araştırıyorum nereden geldi bu diye, imkanı yok 4 katı tırmanmış olamaz. Tırmanabileceği birşey yok çünkü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, geldiği yere geri gitsin diye terasa geri bıraktık. Yukarı çıkıp yine yatağa yattık. Çok geçmeden tavan camında aynı kafa, aynı miyavlama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu böyle olmayacak dedik ve içeri aldık ufaklığı. Hava soğuktu bi de. Bu gece misafirimiz olsun dedik, yarın sabah artık bakarız çaresine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturup kedişi severken gayet güzel koktuğunu farkettik. Sokak kedisi değildi yani. Muhtelemen bir yerlerde bakıyorlardı buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salonda bırakamadık balıklarımız olduğu için fazla hareketliydi yavrucak. Odaya altık biz de, yer yaptık ona. Sabah 7'ye kadar sessiz sedasız uyudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah 7 gibi miyavlamaya odadan çıkmak istemeye başladı. 5-10 dakika sonra bizim karşı komşularımızdan Bitch&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ayy kusura bakmayın bu saatte kapıyı çaldık, bizim kediyi buldunuz galiba?&lt;br /&gt;- Bizim kedi?&lt;br /&gt;- Evet ya size gelmiş galiba gece, bizim Çakıl'la (köpekleri) anlaşamadılar da biz de balkona koymak zorunda kaldık.&lt;br /&gt;- Ha evet, geldi. Sorun değil. Evde mi besleyeceksiniz?&lt;br /&gt;- Bizim ofisin kedisi aslında bu, diğer kedilerden dayak yemiş, birkaç gün evde bakayım dedim ama Çakıl'la anlaşamadılar, geri götürücem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki tamam diyerek kediyi geri verdik. Verdikten sonra inanılmaz kötü hissettik ama kendimizi. Tanrı misafirimizdi sanki o bizim. Bir laf vardır insanlar kedilerini seçemez, kediler insanlarını seçer diye. Mütz kedi istediğini söyledi. Ertesi gün gidip Dick ve Bitch'in kapısını çaldım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Selam, ya şu kedi vardı ya, eğer sahibi yoksa alabiliriz biz onu&lt;br /&gt;- Aaa öyle mi? Olur ben getiririm bi ara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedi Bitch ama getirmedi. Bekledik.. Bekledik.. Bekledik. En sonunda dayanamadım ve kapıda yakaladım Bitch'i.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Merhaba, kedi noldu bizim?&lt;br /&gt;- Ya sorma. Bulamıyorum, bir yerlere kaçtı herhalde.. Kusura bakmayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturdum ağladım.&lt;br /&gt;Deli gibi hem de. Çok sevmiştik çünkü onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine kedi araştırmaya başladık. İnternette ilanlara baktık. Bir minnoşu beğendik numarayı aradık istiyoruz diye, ertesi gün kadın veterinerde buluşalım dedi, gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kedi yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veteriner bilmemiş, kadın da ona haber vermemiş kedi 15 gündür oradaymış zaten. Başkası alıp gitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın bunu duyunca üzüldü, başka yavru ister misiniz dedi, hayalkırıklığına uğramış vaziyette kafamızı salladık. 15 dakika sonra kadın içinde 5 tane yavru kedi olan bir taşıma kabıyla geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavrulardan biri anında benim kucağıma atladı, bir tanesi de Mütz'ün boynunun altına girdi. Bayıldık. Bir tane istiyorduk ama hangisini seçeceğimizi bilemiyorduk. Kadın isterseniz ikisini de vereyim dedi. İstiyoruz dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim seçtiğim tekir dişiydi. Mütz'ünki de erkek. Romeo ve Juliet ismini verdik onlara. 1 haftadır bizdeler şimdi. Videoda da kendileri varlar efenim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe height="240" src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xm88e0?hideInfos=1" frameborder="0" width="320"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-8528775545294336414?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/8528775545294336414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=8528775545294336414&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/8528775545294336414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/8528775545294336414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/11/tanr-misafiri.html' title='tanrı misafiri'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-5RfC2LLMUbE/TrqqBI6EhiI/AAAAAAAAAg0/0GWnWuhhH1o/s72-c/tumblr_lmvbhpTAmQ1ql0sq0o1_500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-1334663297859631634</id><published>2011-10-25T13:12:00.002+03:00</published><updated>2011-10-25T13:22:13.179+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Hayatı Sims tadında yaşıyormuşuz gibi hissediyorum bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileriyle tartıştığımda ikimizin de kafalarında eksi işaretleri çıktığını, ya da biriyle muhabbetimi arttırıp keyifle sohbet ettiğimde kafamın üzerinde artılar çıktığını falan görüyor gibiyim. Çişim geldiğinde bladder'ımın kırmızılarda süründüğünü, ya da kırmızı koltuklarımıza uzandığımda comfort'ımın ve energy'min yükseldiğini hissediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-1334663297859631634?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/1334663297859631634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=1334663297859631634&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/1334663297859631634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/1334663297859631634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/10/hayat-sims-tadnda-yasyormusuz-gibi.html' title=''/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-8015901114276888360</id><published>2011-08-30T19:01:00.004+03:00</published><updated>2011-08-30T20:28:29.038+03:00</updated><title type='text'>ah istanbul, istanbul olalı, hiç böyle boş olmamıştı.</title><content type='html'>Bugün bayram. Erken kalkın çocuklar ve çalışan insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elin İngiliz'i, tıpkı elin Amerikalı'sı gibi tatil nedir bilmediği için, nöbetçi olarak ofisteydim bugün.&lt;br /&gt;Aslında bütün bayram boyunca olacağım. Dün herkes yarım gün çalışıp, tasını tarağını toplayıp öpüşüp koklaştıktan sonra terketti ofisi. Bir ben kaldım, bir de ofisten bir arkadaş daha benden içerü. Nöbetçiyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu nöbetten gayet kolay sıyrılabilirdim. Ama &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;"Living in a material world and I am a material girl"&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; modunda olduğum için birkaç aydır, &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;"Evet bayram nöbetine kimi yazalım?&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Aramızda karar verelim"&lt;/span&gt; diyen Vayzırıma, bir an bile olsa "Ulan yine mi. Ne şans var bende arkadaş." göz devişiri yapsam bile, bir anda &lt;em&gt;&lt;span style="color:#6633ff;"&gt;"Mmmmm... çift mesai maaşı.."&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; diye gözlerim parladı ve Vayzırıma &lt;span style="color:#6633ff;"&gt;&lt;strong&gt;"Ben kalırım bayramda yieee"&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar bu lafımdan bu sabah uyanıp da çok pişman olsam bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, birşey dikkatimi çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul bildiğin &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;bomboş lan!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes mi gider bi yerlere?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence, şu anda işte tam dengeler yerine oturdu. İstanbullu olmayıp da "Istanbulluyuh" diye geçinen tipler analarını babalarını bacılarını dayılarını bilmemkimlerini görmek için memleketlerine kısa süreli göçtüklerinden bence şu an herşey kıvamında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunu bu kadar sinirli bir biçimde söylüyorum, çünkü biz 3 kuşak İstanbulluyuz. Hatta beni de sayarsak 4 kuşak oluyor. Babam burada doğmuş, babamın babası da, babamın babasının babası da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben bu gereksiz insan kalabalığından nefret ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bugün..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah yolda yürüyorum, bomboş her taraf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araç trafiğinin %70'ini taksiler oluşturuyor. Taksi bulmak hiç bu kadar kolay olamazdı. Metrobüs yanımdan vızır vızır geçerken içi bomboş. En önemlisi kaldırımda yürüyebiliyorum tanrım inanamıyorum! Hem de önümdekinin hızına göre hızımı ayarlamak zorunda kalmadan, şu önümdekini sollayayım derken insanlarla burun buruna gelmeden, ya da kaderime mahkum olup, önümde dangıl dungul yürüyen dallamanın temposuna ayak uydurmuşken, ensesine zıplayarak yumruk atma isteği ile içimde savaşmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklar bile bir başka geliyor gözüme. Aman allahım yoksa... yoksa yeşil daha yeşil, mavi daha mı mavi artık? hı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik.. araba kornaları yok.. laf atan götverenler, bayanların yanında geçerken türkü tutturan orospu çocukları yok..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, İstanbul olalı, hiç bu kadar boş olmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bunu koruyabilmek için de, hazır bu kadar boşken, bir teorimi sunmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;İstanbul'a giriş vize ile olacak.&lt;/span&gt; Basbayağı Schengen falan gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle aile birleşimi, oturum falan almak yok. Turistik, kültürel, tedavi amaçlı, transit, ticari, öğrenci, çalışma diye ayrılacak bu vize türleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;Kısa süreliler:&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#3333ff;"&gt;-Turistik :&lt;/span&gt; 30 gün veya daha az bir süreyle Turistik amaçla (akraba ziyareti de dahil) İstanbul'a gelmek isteyen başvuru sahipleri bu vizeye başvurabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şartı:&lt;/strong&gt; İstanbul'a en son girişinin üzerinden en az 90 gün, 30 günü tamamlamadan geri döndüyse çıkışının üzerinden en az 60 gün geçmiş olması. 3 aylık süreçte en fazla 30 gün şehirde kalınabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Yok yani öyle, vize aldı, 30 gün kaldı, ertesi gün dönüp tekrar vizeye başvurup bi 30 gün daha kalamaz. Amerika vizesinde bazen exchange visitorlara uygulanan 212E kuralının benzeri olarak 60/90 sınırlaması var. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evraklar:&lt;/strong&gt; Konaklama için evrak gösterilmeli. Konaklama evrakları için bkz. Kültürel Vize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel başvuru evraklarının yanısıra, mutlaka İstanbul dışında bir şehirde kendine ait bir evi veya kira kontratı olmalı. Son 6 ayın maaşlarını gösteren maaş bordrosu ve SSK işe giriş bildirgesi. (işi olucak yani. İstanbul konsolosluğu, başvuru sahibinin 30 günlük İstanbul ziyareti sırasında, işverenini ve ev sahibini arayıp durumunu sorgulama hakkını saklı tutar, istifa ya da kira kontratının feshedilmiş olması durumunda kişiyi sınır dışı etme, girişini 2-5-10 yıllık süreye kadar yasaklama hakkına sahiptir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#33cc00;"&gt;- Kültürel:&lt;/span&gt; 30 gün veya daha az bir süreyle kültürel amaçlı bir organizasyon, etkinlik için İstanbul'a gelmek isteyen kişiler bu vizeye başvurabilir. Örn: Konserler, festivaller, fuarlar, sergiler, kongreler vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şartı:&lt;/strong&gt; Şartı yok, kişi istediği kadar etkinliğe katılabilir. Ancak bir yıl içerisinde İstanbul'da geçirdiği toplam gün sayısı 180'i aşamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konaklama evrakları:&lt;/strong&gt; Otelde kalınacaksa rezervasyon gösterilmesi mecburidir. Eğer bir yakında, arkadaşta kalınacaksa, davet eden kişiden ıslak imzalı davet yazısı, başvuru sahibinin İstanbul'da kalacağı adresin teyidi için bir adet elektrik/su/doğalgaz faturası. Kira kontratı ya da tapu fotokopisi. Davet eden kişinin İstanbul'un yerlisi olduğuna dair tam tekmil vukuatlı nüfus kayıt örneği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;- Tedavi Amaçlı:&lt;/span&gt; Başvuru sahibinin tedavisi İstanbul'da gerçekleştirilmek zorundaysa eğer, bu vizeye başvurulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şart:&lt;/strong&gt; Zaman sınırlaması yok. Taburcu edildikten sonraki 10 gün içerisinde kişi şehri terketmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evrak:&lt;/strong&gt; Hastane dökümanları, kayıtlar, doktor raporları, ameliyat için gün alındığını gösteren belgeler, hastane ücretlerinin ödendiğine dair fatura.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul konsolosluğu, vizeyi verdikten sonra ilgili hastaneyi arayıp hastanın durumunu araştırma yetkisine sahiptir. Eğer başvuru sahibi taburcu olduysa ancak halen çıkışına dair kaydı yoksa ve 10 günlük süre aşıldıysa, giriş yasaklanması söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ffcc00;"&gt;- Transit:&lt;/span&gt; İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Havaalanı üzerinden yurtdışı ya da yurtiçi seyahat edecek başvuru sahipleri başvurabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evrak:&lt;/strong&gt; Uçak biletinin aslı. Başvuru sahibi havaalanını terkedemeyecek olup, uçuşlar arasında 24 saatten fazla olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karayoluyla gelip havayoluyla başka bir şehre ya da ülkeye transit geçişler: İstanbul il sınırından itibaren kişiler takip edilecek olup, kural ihlali soz konusu olursa sınırsız süreyle sınırdışı edilebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marmara, Ege ve Ankara ikametliler transit vizeden muaftır, vizesiz transit yapabilirler. Havaalanından çıkış yapmak isterlerse, turistik vizeye başvurmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#00cccc;"&gt;- Ticari:&lt;/span&gt; İş amacıyla kısa süreli ziyarette bulunmak isteyen başvuru sahipleri bu vizeye başvurabilirler. Örn: Şirketler arası anlaşmalar, iş eğitimi almak için gelenler (genel merkez istanbuldaysa ve kişinin mesela Adana'daki şubede işe başlamak için öncelikle eğitim alması gerekiyorsa), iş amacıyla yapılan her türlü ziyaret kısacası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şartlar:&lt;/strong&gt; 1 yıl içerisinde en fazla 180 gün kalınabilir. Vize süresi kişinin kalması gereken süreye göre esneklik gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evraklar:&lt;/strong&gt; Genel başvuru evrakları, İstanbul'daki kurumdan davet yazısı, kurumun imza sirküleri, faaliyet belgesi, iki kurum arasındaki bağı kanıtlayan belgeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin İstanbul'daki şirkete transferi söz konusu olacaksa, çalışma vizesine başvurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Uzun süreliler:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc33cc;"&gt;- Öğrenci:&lt;/span&gt; Üniversite ya da lise eğitimi için İstanbul'a gelecek olan başvuru sahipleri başvurabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evraklar:&lt;/strong&gt; Konaklama belgeleri, üniversiteyi ya da liseyi kazandığına dair belge. Kayıt yaptırdığını gösteren belge, herhangi bir ücret varsa, ödendiğine dair belge.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şartlar:&lt;/strong&gt; Öğrenci sadece haftalık ders saatinin yarısı kadar çalışma iznine sahiptir. Lise öğrencisi 5, üniversite öğrencisi ise lisans eğitimini en fazla 8 senede eğitimini tamamlamalıdır. Master ve doktora için zaman sınırlaması yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Post Study Work (Eğitim sonrası çalışma) vizesi :&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Kişi İstanbul'daki üniversitelerden birinden eğitimini tamamladıysa, iş bulabilmesi için 1 yıl kadar sınırlı oturum hakkı verilir. 1 yılın sonunda eğer iş bulamazsa memleketine dönmek zorundadır ve tekrar başka bir vize türüyle İstanbul'a gelebilmek için en az 6 ay memleketinde kalmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff9900;"&gt;- Çalışma:&lt;/span&gt; İstanbul'da çalışmak için alınan vize türü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şartlar:&lt;/strong&gt; Başvuru sahibinin başka bir şirketten İstanbul'daki şirkete transferini gösteren belge. SSK işe giriş bildirgesi, başvuru sahibi eğitimini tamamlayıp eğer iş bulduysa, Ege, Marmara ya da Ankara'daki üniversitelerden birinden aldığı diploma. Konaklama evrakları. Eğer başvuru sahibinin ilk ayının masrafları İstanbul'daki şirketten karşılanmayacaksa, ilk ay masrafları için 28 takvim günü boyunca bloke hesapta 3000 TL göstermelidir. Bankadan 28 günün hesap dökümü alınmalıdır. 28 gün boyunca eğer belirtilen miktarın altına düştüyse, tekrar beklenmelidir. Örn: 3000 TL 10 gün boyunca hesapta, 11. gün 2600 TL oldu, ancak 12. gün 4000 TL'ye yükseldi. 11. günde 3000 TL'nin altında düştüğü için başvuru sahibi 12. günü ilk gün olarak kabul ederek 28 gün daha bekletmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence gayet güzel oldu arkadaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde, vize başvuru ücretleri alınan çöp vergisi cart vergisi curt vergisi yerine geçip İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne aktarılabilir. Büyük şehirlerde açılacak olan İstanbul konsoloslukları bu şehirlerdeki iş imkanını arttırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'daki nüfusa da böylelikle çare bulabileceğimizi düşünüyorum. Mesela şu andan itibaren başlatırsak eğer, insanların bayram bitince gelmesini engelleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da teori de benim İstanbul halkına armağanım olsun!&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-8015901114276888360?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/8015901114276888360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=8015901114276888360&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/8015901114276888360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/8015901114276888360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/08/ah-istanbul-istanbul-olal-hic-boyle-bos.html' title='ah istanbul, istanbul olalı, hiç böyle boş olmamıştı.'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-8913217657897928859</id><published>2011-08-24T19:08:00.001+03:00</published><updated>2011-08-24T19:09:58.825+03:00</updated><title type='text'>Sebep.</title><content type='html'>İnsanlar sevilmek için yaratılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Eşyalarsa kullanılmak için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz kaosu sebebi ise, eşyaların sevilmesi insanlarınsa kullanılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-8913217657897928859?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/8913217657897928859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=8913217657897928859&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/8913217657897928859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/8913217657897928859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/08/sebep.html' title='Sebep.'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-3607364667574205089</id><published>2011-08-21T12:30:00.004+03:00</published><updated>2011-08-21T13:57:58.780+03:00</updated><title type='text'>trajikomik yazı. çok uzun.</title><content type='html'>Hatırladığım tek şey, sadece telefonda Semoke'nin "Lütfen bize yardım et! Birşeyler yap!" diye bağırmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elim ayağım birbirine dolandı bir anda. Sıkışmışlardı ve çıkarmam gerekiyordu onları ancak beynim durmuştu ve ne yapmam gerektiği aklıma gelmiyordu. Oksijenleri azalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başa dönmek gerekirse, iki hafta önce taşındık biz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütz iş değiştirince, biraz daha merkeze gidelim diye ev bakmaya başladık. Zaten oturduğumuz ev biraz kötüydü, duvarında kocaman çatlak ve tavanda da rutubet falan vardı. Çıkmayı düşünüyoduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir perşembe günü, ilan gördük, cumartesi görmeye gittik, eve bayıldık ve anında tuttuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mecidiyeköy'de, dubleks, kırmızı merdivenleri olan, teraslı şirin bi evdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev sahibimize evden çıkacağımızı bildirdik. Cumartesi günü temizlik yapmak için yeni eve geldik ancak emlakçı çok büyük bir zeka örneği göstererek anahtarı evin kapısının önüne bırakmıştı. Dış kapıyı açmamızın bir imkanı yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evi tutmaya karar verdiğimizde karşı komşumuzla tanışmıştık, kuaförmüş çocuk. Sevgilisiyle birlikte yaşıyormuş, merhabalaşmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En azından o gün selamlaştığımızdan cesaret alarak kapıyı açmaları için onların zilini çaldık, kapı açıldı ve yukarı çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarı çıktığımızda karşımızda bi kadın duruyodu. Yeni uyanmış, kızgın. Hım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kapıyı siz mi çaldınız?&lt;br /&gt;- Evet, kusura bakmayın, anahtarı buraya bırakmış emlakçı, kapıyı açamadık, uyandırdık sizi de özür dileriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çat diye kapıyı suratımıza kapattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütz'e dönüp "Manyak bu." dedim. Bana gülümseyerek "Cumartesi sabah saat 10'da aynı şekilde biri kapını çalsa aynı tepkiyi verirdin hayatım" dedi. "Hayır hiç de bile. Asla böyle bişey yapmazdım." dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, temizliğe başladık, odaların kapısı problemliydi. Önceden yine iki sevgili yaşıyormuş bu evde ama çok fazla kavga ediyorlarmış, kapılarda yumruk izleri vardı. Yani ortaları delikti. Napsak falan derken yuvarlak aynalarla süslemeyi düşündük kapıyı. Kapatabilirdik böylece delikleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben daha sonra evden çıkıp nalbura indim geri geldiğimdeyse Mütz yanıma yaklaştı. "Karşıdaki kız var ya, sen gittikten sonra geldi, 'kusura bakmayın ben sabahları böyle oluyorum annemi babamı bile tanımıyorum, kabalık ettiysem özür dilerim. Bir ihtiyacınız varsa lütfen söyleyin' dedi, biliyor musun?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Homurdandım "Ben hala kıl oluyorum" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün taşınmak için nakliyeciler geldi, önce herşey güzeldi, adamların becerisini ağzım açık izledim, süperler resmen. Sonrasında yeni eve geldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce buzdolabını taşırken apartmanın içindeki fotoselli tavan lambasına çarptılar ve kırdılar. O sırada kuaför çocuk kapısını açtı ve "Arkadaşlara söyleyin biraz sessiz olsunlar. Bugün pazar. Kızarkadaşım zaten sizin yüzünüzden dün de uyuyamadı. Böyle şey olur mu!" dedi ve ben öfkeden köpürüp bir iki laf edebilmek için beynime kan gitmesini beklerken kapıyı çarparak kapattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu lafı söyleyeli daha 1-2 dakika olmamıştı ki, apartmanın için kocaman bir gürültü koptu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağı indiğimde, nakliyecileri asansörün kapısının önünde bağırıp çağırırken buldum. Nakliyecilerden bir tanesi Mütz'ün komidiniyle birlikte asansörde kalmıştı. Kapıyı açamıyorlardı. Bu sırada karşıdaki kuaför çocuk ve sevgilisi (kod adları Dick ve Bitch olsun) de aşağı indi, "açılmaz bu kapı, anahtar yok bizde de, apartman yöneticisini arayın dicem ama (apartman yöneticisi aynı zamanda emlakçı, apartmanda oturmuyor ama kimse ilgilenmediği için onu yönetici yapmışlar) pazarları telefonu kapalıdır" dedi ve sanki çok güzel bir olay olmuş gibi mutlu bir biçimde gülmeye başladı. Kız arkadaşı da kikirdiyordu, apartmandan çıkıp arabalarına binip gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benimse iyice sinirlerim bozuldu. Nakliyeciler arkadaşlarını çıkarmak için bilimum tornavida ve çekiçle kapıyı açmaya çalıştılar ama nafile. Sadece asansörün camını çıkardılar ki içerideki çocuk nefes alsın en azından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pilim bitmiş, süngüm düşmüş, ne yapacağımı bilmez bir halde, eve taşınmış kolilerden birinin üstüne oturdum ve sigara yaktım. Telefonum çaldı. Annem arıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durumu anlattığımda annem itfaiyeyi çağırmayı önerdi önce gerçekten çok saçma geldi. Annem "ayol ağaçlardan kedi bile kurtarıyorlar niye kurtarmasınlar" dedi "Bu ne anne ya amerikan filminde miyiz" diye karşı çıktım ama 2,5 saattir adam içerideydi, eşyaların yarısı taşınmıştı ve artık o adamlardan kurtulup sadece biraz nefes almak istiyordum. Çaresizce kabul ettim. Denemekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 dakika içerisinde sirenler çalarak KOCAMAN bir itfaiye kamyonu sokağa girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hah dedim sıçtık. Ulan daha ilk günden vukuat, rezil olduk herkese.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunları düşünürken yakışıklı bir adam kamyondan indi, bizi siz mi çağırdınız diye sordu. Kafa salladım. Düşünebildiğim şey, ulan harbiden amerikan filmlerindeki gibi. Hani yakışıklı olur ya iftaiyeciler. Vay anasını arkadaş. Şişli itfaiyesine bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asansör anahtarıyla çıkarttılar adamı. Teşekkür ettim, "Ne demek efendim, görevimiz" dedi, gülümsedi itfaiyeci ve kamyonun arkasına tutunup öndekilere işaret verdi, gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey en sonunda bittiğinde artık ben de bitmiştim. Asansör bu arada, halatlardan bir tanesi kopmuş, ve asansör yarım kat aşağı düşmüş. Parası bizden çıkacaktı elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi işe gittiğimde, Semoke "Nasıl, taşındınız mı?" diye sorduğunda olanları anlattım, itfaiyecisine, hatta Dick ve Bitch'e kadar. Epey bi geyiğini falan yaptık güldük falan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apartmanda birileriyle karşılaşmamaya çalışıyordum. Neticede daha ilk günümüzde vukuat olmuştu. Dick ve Bitch'e gelince, onları uzunca bir süre görmedim ancak gün geçtikçe gerilim yükseldi. En son, Mütz'le yatakta uyumaya çalışırken konuşuyorduk. Yüksek sesle konuşmuş olmalıyız ki duvara vurdular. İyice sinirlendim onlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında geçtiğimiz çarşamba günü, akşamın 10'unda biri kapıyı çaldı. Diyafondan ses vermediği için terasa çıkıp aşağı baktım, bir adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pardon ablacım yan tarafta kim oturuyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La havle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Napıcan kardeşim? Ne diye zilimi çaldın sen onu söyle önce. (4.kattan aşağı bağırıyorum bu arada)&lt;br /&gt;- Ablacım evde mi yandakiler?&lt;br /&gt;- Ne istiyosun? Yandakilerle işin varsa benim kapımı ne çalıyosun?&lt;br /&gt;- Abla kim oturuyor orada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi saniye anlamında işaret ettim. Dedim herhalde, arabasını falan çıkaramadı, bu gerizekalılar sağına soluna parkettiler o yüzden. Kapıyı açıp karşı daireye gittim. Kapıyı çaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet? (Dick her zamanki gibi yarı çıplak, memeleri bıngıl bıngıl, görgüsüz ayı haliyle duruyor)&lt;br /&gt;- Aşağıda biri sana bağırıyor ve benim kapımı çalıyor bu saatte. Bi bak istersen. Bu saatte rahatsız ediyor insanları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedim ve arkamı dönüp evime girip kapıyı çarptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dick cama çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayırdır bilader?&lt;br /&gt;- Senin köpeen oraya dışkısını yapıyor, sen de poşete koyup camdan atıyorsun utanmıyor musun?&lt;br /&gt;(Dick ve Bitch'in inanılmaz tatlı ve o ikisine rağmen nasıl normal kalmayı başardığına şaşırdığım bir Golden'ları var.)&lt;br /&gt;- Benim köpeğim eve sıçmaz kardeşim, parka çıkarıyorum ben onu her akşam parka sıçıyor.&lt;br /&gt;- Bu bok ne boku peki? İki gündür burda sokakta?&lt;br /&gt;- Alalaaaa ben mi attım kardeşim?&lt;br /&gt;- Ya kim attı?&lt;br /&gt;- Kim attıysa attı ben mi attım? Hayret bişey alalaaa gördün mü benim attığımı?&lt;br /&gt;- Aşağı insene bi sen&lt;br /&gt;- Gelmiyorum napacan?&lt;br /&gt;- İn in!&lt;br /&gt;- Hasta mısın bilader git başımdan gece gece, gelmiyorum lan!&lt;br /&gt;- Polis çağırırım o zaman!&lt;br /&gt;- Çağır amına koyim, atsam attım derim özürümü dilerim, atmadım diyorum, poşetin içindekinin köpek boku olduğunu nerden biliyosun?&lt;br /&gt;- Ya ne boku?&lt;br /&gt;- DNA analizi mi yaptın boka, yürü git ulan rahatsız etme daha fazla be!&lt;br /&gt;- Çağırıyorum ulan polisi, görürsün sen sokağa it boku atmak ne demekmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada ben terastayım ve keyiften bildiğiniz dört köşeyim. Ağzım kulaklarımda, inanılmaz mutluyum huzurları kaçtı ya pisliklerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sandalye çektim, elimde sigara olanı biteni izleyip gülüyorum. Bitch ile gözgöze geliyoruz. Yapmacık bir kahkaha atarak içeri giriyorum, içimin yağları bildiğin eriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir içeri bir dışarı gidip, arada Mütz'e olanları anlatıyorum gülerek, Mütz gayet tepkisiz, kucağında laptop çeviri yapıyor. Pek eğlendin bakıyorum diyor arada bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis geldi o sırada, Dick denyosu aşağı inmek zorunda kaldı, Bitch'de geri durmadı tabii, bağırış çağırış, tam duyamadım. Bi yarım saat hırgürden sonra yukarı çıktılar, polis de gitti. Adam da elinde bok poşetiyle kalakaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz perşembe, emlakçı (apartman yöneticisi) geldi bize, mutfak tezgahı ile ilgili bişeyler vardı onları yaptı, asansörün parasını aldı ve tamir edildiğini söyledi, biraz oturup konuştuk. Anladığım kadarıyla Dick ve Bitch'i o da sevmiyormuş, zaten maddi kriz içindelermiş ve kiralarını hep geciktirdikleri için mal sahibiyle papaz oluyormuş emlakçı. Hatta bi keresinde ev sahibini aramışlar çok gereksiz birşey için, ev sahibi beni bunun için mi rahatsız ediyorsunuz habire, çıkın evimden diye kıyameti koparmış da, emlakçı arayı yumuşatmış. Emlakçı Apartman toplantısı olduğunu söyledi cuma akşamı, Bitch organize etmiş. Bi kıllandım ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma günüyse, yemek sipariş vermiştik, yemekleri alırken Dick kapıyı açtı, "Toplantımız var aşağıda" dedi. "Müsait değiliz, katılmayacağız." dedim. Suratı değişti Dick'in.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi günü, Mütz'ün doğumgünü olması sebebiyle, Semoke, Jason, Zach ve Linnie bize geldiler. Terasta mangal falan yapalım, hem de Semoke oruçlu, iftar olur ona da diye düşündük. Gelirken Kahve Dünyası'ndan bütün halde frambuazlı cheesecake aldılar (Mütz'ün favorisi), yolu tarif ettim, aşağının kapısını açtım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarı çıkmalarını beklerken telefonum çaldı. Semoke arıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Lasombra biz asansörde kaldık canım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesi sakin. Lan kesin dalga geçiyorlar o kadar geyiğini yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hadi lan.&lt;br /&gt;- Hayatım, gerçekten, asansörde kaldık.&lt;br /&gt;- Şaka yapıyorsun. Semoke şaka yaptığını söyle bana!&lt;br /&gt;- Çok ciddiyim ve panik olmaya başlıyorum.&lt;br /&gt;- Olma. Dur. Şaka di mi bu?&lt;br /&gt;- Ya kaç kere söylicem! Lütfen bize yardım et! Birşeyler yap!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burda yazının başına dönmüş olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beynim dondu. Olduğum yerde çakıldım kaldım. Ulan kullanmıştım ben bugün asansörü. Zach de kullandı, erken gelmişti. Ama Semoke, Jason ve Linnie şu an kalmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dakika kadar evin içinde dolandım. Ne yapmalıyım ne yapmalıyım. Mütz ve Zach geldiler noluyor diye. "Bizimkiler" dedim "Asansörde kalmışlar." Mütz'ün suratı değişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıldırım hızıyla aşağı indim. "Canım?" dedim. Hangi kattalar bulmaya çalışıyorum. Kulağıma da şarkılar geliyor. Bunlar içeride şarkı mı söylüyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Burdayız!" diye bağırdı en son Semoke. "Dur" dedim. "İtfaiye çağırıcam".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada bağırış çağırışa yine Dick ve Bitch çıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Noluyor?&lt;br /&gt;- Arkadaşlarımız kaldılar.&lt;br /&gt;- Kapının anahtarı vardı bende (sırıtıyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada itfaiye de geldi ancak bu sefer pek yardımcı olamadılar. Zaten gelenler de tipsizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dick ara katta kalmış olan asansörün kapısını anahtarla açtı, tam Semoke çıkacaktı ki, Jason "Dur" dedi. "Abi asansör çalışırsa Son Durak olmayalım?". Şalteri indirdik asansörün. Semoke zaten 45 kilo bir kız, kayıverdi boşluktan, çıktı, kaldıkları kattaki oturan amca yakaladı onu. Jason'daydı sıra, o biraz daha güçlükle çıktı, Linnie çıkarken kötü oldu çünkü suratında öyle bir ifade vardı ki, aslında ifadesiz ama içinden çığlıklar atıyor gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada olayın trajikomikliğine onlar gülerken, Dick ve Bitch de onlara gülmede eşlik etti. Bitch bana gelip "Toplantıya gelseydiniz öğrenirdiniz, asansörün kullanılmaması kararını almıştık, toplantıya gelmemenin cezası işte bu" dedi ve güldü. Ben de "Hiçbiryere gitmek zorunda değilim, eğer kullanılmayacaksa o halde, normal bir insan şalterini kapatır ya da yazı yazar. Kaldı ki arkadaşlarım bunu bilmek zorunda değiller" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarı çıktık. Linnie hala olayın şokunda, donmuş bir biçimde içeri girdi ve biz "ay canıım" , "ay geçmiş olsuun", "abi o kadar geyiğini yapmıştık olur mu böyle bişey yaaa", "itfaiyeciler kötüydü hayalkırıklığı yaşadım" gibi şeyler söylerken halen kapıda dikiliyordu. Yanına gittim "Linnie'ciğim? iyi misin? su vereyim sana?" diye sordum ve ağzından çıkan tek şey "Ayaklarımı yıkicam.." oldu. Biz de kayışlar iyice kopmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece boyunca bunun yine geyiğini yaptık.&lt;br /&gt;Bu da taşınmamızın hikayesidir işte.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-3607364667574205089?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/3607364667574205089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=3607364667574205089&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/3607364667574205089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/3607364667574205089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/08/trajikomik-yaz-cok-uzun.html' title='trajikomik yazı. çok uzun.'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-8804124604468301678</id><published>2011-04-20T20:35:00.004+03:00</published><updated>2011-09-29T14:10:08.003+03:00</updated><title type='text'>1 nisan</title><content type='html'>Yine araya vakit soktum. Bahanelerim hazır. Sıkıcı ve bunaltıcı bir post olucak şimdiden haber veriym.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 nisan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 nisanın herkesin düşünüdüğünün dışında benim için başka bir anlamı daha var. O gün babamın doğumgünü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mart sonu gibi babam nefes alamama şikayetiyle hastaneye gitti. Gripti, hepimiz gibi, grip olmasına rağmen sigara içiyordu, nefes alamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğazına ucunda kamera olan ufak birşey soktular. Fotoğrafını çektiler. Gırtlağının bir kısmı simsiyahtı. "Polip" dediler. "Almamız lazım, ameliyat lazım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneye yattı babam, gayet iyiydi. Ameliyatı oldu, poliplerin bir kısmını temizlediler. "Bunu biyopsiye yollayacağız" dediler. Babam bir gece hastanede kaldı. Daha önce hayatında hastane görmemiş adam için zor, bizim için daha zor. Sürekli "Gelmeyin kızım"lar, "Çalışıyorsun sen çok uzak"larla savuşturdular beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaneye gittim, ameliyet olmuş bitmiş, babam narkozdan yeni ayılıyor. Ameliyat yüzünden bir önceki günden beri birşey yememiş. Söylediği ilk şey "Sucuk alalım.. sucuk..." Bu şekilde mırıldanıp yine uykuya dalıyor. Bizse sesimiz çıkmasın diye yumruğumuzu ağzımızın içine sokup gülmekten ölüyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir kısmını almadık, 1 ay sonra diğer kısmı da alacağız, belki biyopsi raporuna göre daha da erken olabilir" dediler. Polip yani. Bende de var(mış). Nodül kısaca. Öğretmen hastalığı derler. Öğretmenlik yapmasan bile, bazı insanlarda olurmuş. İsmi ilginç sadece, tıpkı "Tenisçi dirseği" adı verilen eklem hastalığının hayatında belki de hiç tenis oynamamış insanlarda görülmesi gibi, ben de olduğu gibi yine. Arkadaşlarımda da var, eski sevgilimde de vardı, ablamda da var bu nodül.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan birkaç gün geçti, yemekteyim, gülüyorum eğleniyorum. Mutluyum. Günlerden 1 nisan, sabahında dehşet bir şaka yapmışlar bana. Yüreğim ağzıma gelmiş, "Lan! Ağzınıza sıçiym" diye gülmelerle geçmiş. Haftasonu bizimkilere gidicem, pazar babamın doğum gününü kutlicaz falan. 1 nisan doğumlu ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın doğuşu da şaka gibi olmuş aslında. Babaanneme "Çocuğun ölü doğdu" demişler. Şaka yapmış aklı sıra hemşireler. Dedem ortalığı birbirine katmış nurtopu gibi babam kucaklarına verildiğinde böyle şaka mı olur diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekteyim, annemden bir mesaj geliyor. "Sonuç kötü" diye. Aklım anneme gidiyor, o da dizinden ameliyat olmuştu geçen ay çünkü. "Neyin sonucu?" diye mesaj atıyorum, "Baban" diye cevap veriyor mesaj çekme özürlüsü annem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arıyorum deli gibi, açmıyor, "Arama yanımda" diye mesaj atıyor. O zaman anlıyorum bişeylerin yolunda gitmediğini. Sonra yemekten ofise dönüyoruz, içim içimi yiyor. Arkadaşlarıma anlatıyorum, onlar da şaşkınlar. Nasıl haber vermektir hep birlikte şaşırıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne çıldırıcam noluyo anlatsana ya!" diye mesaj atıyorum. Annem bana sadece "Kanser" yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi anda tüm parçalar yerine oturuyor. Ağlama krizine giriyorum, etrafı yıkıyorum ama resmen. Telefonu elimden alırken, Semoke, annemin hala ekranda duran mesajını görüyor. "Kanser".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmi kötü. Korkutucu. Uzun bir süreç, uzun bir yorgunluk ve acı. Genelde ölümle biten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çöküyorum duvarın dibine, herkeste kolonya, yıkıyorlar beni kolonyayla. Annemi arıyorum cevap yok yine. O kadarı yetmiyor bana, daha fazla bilgi istiyorum. Ablamı arıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonda sadece çığlık atan biri var. Sesini daha sonra tanıyorum. Ablam da benim gibi, ağlıyor. Birbirimizi teselli ediyoruz. "Gırtlak kanseri" diyor ablam, anlatıyor olanları. Daha işten çıkmama 2 saat var. İzin alamam. Çünkü işlerimi bırakabileceğim kimse yok. Bir yandan ağlıyorum bir yandan bilgisayarla cebelleşiyorum. Herkes acıyan gözlerle bakıyor resmen bana. Bir anda yayılıyor haber. Duruluyorum tam, biri yanıma gelip "Canım..." diye başlıyor konuşmaya, ben de ağlamaya başlıyorum tekrar. Semoke bodyguard oluyor, insanlara gerekli bilgileri o veriyor. Yanıma yaklaştırmıyor kimseyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semoke bu sırada Mütz'e telefon açıp durumu açıklıyor. Mütz yarım saat içinde iş yerine gelip ofise çıkıyor. Sarılıyor bana, kucağında çocuk gibi ağlıyorum. Babasına hala ihtiyacı olan küçük bir çocuk gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka olmasını istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri bana şaka yaptık desin diye bekliyorum. Herkes işin içinde olsun. Annem, ablam, arayıp şaka yaptık desinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kimse böyle birşey demedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçim daraldı, devamı daha sonra..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;p.s: İster istemez niye bilmiyorum kendimi kapadım herkese. Kimseyle doğru düzgün görüşmüyorum bile. Yine de mesaj atıp soran, merak eden, yalnız bırakmayan herkese teşekkürler.. Elmyra'm, geri dönemedim nolur kusuruma bakma, sakin bir zamanda konuşalım..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-8804124604468301678?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/8804124604468301678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=8804124604468301678&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/8804124604468301678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/8804124604468301678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/04/1-nisan.html' title='1 nisan'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-3902076369965929614</id><published>2011-03-23T13:57:00.002+02:00</published><updated>2011-03-23T14:02:41.611+02:00</updated><title type='text'>Reklamlar</title><content type='html'>Adam arkadaşlarıyla maç seyretmek için eve gelir.&lt;br /&gt;Bi bakar, aa karısı daha önce bahsettiği televizyonu almış, ama dekoder yok.&lt;br /&gt;Buraya kadar gerçekten gerçekçi. Erkek televizyonu açmayı düşünmez veya dekoder kartının televizyona takılı olduğunu farketmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gidip de yok bilmemkimlere, yok kahveye üstüne üslük stada gitmez be arkadaşım ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarının orda olup olmamasına aldırmaz, karısını bi güzel arar ya da çağırır yanına ağzına sıçar maç var, ne aptal karısın ulan sen, ne bok yedin sen, dekoderi kıçına mı soktun der hatta belki de döver.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ayıp yani.&lt;br /&gt;Reklamlarda lütfen biraz gerçekçiliği yakalayalım, ayıp oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-3902076369965929614?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/3902076369965929614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=3902076369965929614&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/3902076369965929614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/3902076369965929614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/03/reklamlar.html' title='Reklamlar'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-2913767644330823109</id><published>2011-03-09T21:50:00.006+02:00</published><updated>2011-09-29T12:13:42.570+03:00</updated><title type='text'>Merhaba.</title><content type='html'>Merhaba. Ben Lasombra.&lt;br /&gt;- (Merhaba Lasombra)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam 1 yıl 1 ay 6 gündür blog yazmıyorum.&lt;br /&gt;(Alkışlar, şaşırma ifadeleri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vay canına. Ne kadar uzun bi zaman olmuş. Bu zaman içerisinde başıma bir sürü şey geldi, hayatım belki de tamamen değişti.. Paylaşamadım bunları, en kötüsüyse internetten soğudum ya. Ama yine de takip ettim sizi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekala.. Neler oldu mesela kısaca özetliym.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olmuştu, okulum vardı buraya başladığımda mutsuz olduğum ama kendimi mutlu olduğuma ikna etmeye çalıştığım hastalıklı bi ilişkim vardı, ailemle yaşıyordum, dostum dediklerim vardı hayatımı paylaştığım. Şimdi çok garip ki, hepsi bi şekilde ya gitmiş, ya da yerine başka şeyler gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıraktığım yerden başliym o zaman..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul bitti, dost dediklerimle teker teker koptum.. Djarum.. Bliss.. gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşe başladım, hızlı giriş oldu burada da paylaştım, blogu kapatmamın sebebi iş yerinden birinin bulmuş olması ve bu konuyu (biseksüel oluşumu) iş ortamında söyleyebilecek biri olmasıydı. Gizli kalmaya çalışan bi bloggersanız eğer blogumu acaba kim okuyor diye paranoyak olursunuz. İnsanlar başkalarıyla paylaşabilmek için buraya yazıyorlar, internete, yani herkesin erişimi olan bir bölgeye, ama öte yandan herkesin görebileceği bu yere yazdıklarımızı tanıdığımız insanlar bulacak diye kafayı yiyoruz. heh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mütz ile tanıştım. Ona bu lakabı vericem. Yavaş giriş yaptı hayatıma. Sinsice. Ben girdim daha doğrusu sinsice. İlgimi çekti. Şu an bir senedir birlikteyiz. Hatta şu an yanımda, çamaşır asıyor, ben bunları yazıyorum yardım etmem gerekirken :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hmm.. hatırlamaya çalışıyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte yaşamalıyız dedik. Ev aramaya başladık. Aylarca ev aradık. Kredi çektik. Bir sürü ev gezdik. Ev bulamadık, kredi taksitlerini ödemeye başlamıştık bile. İnsanların ne kadar berbat ve üçkağıtçı olduğu gerçeği resmen yüzüme çarptı. Fiyatı tuzlu olan berbat evler, fiyatı güzel olup berbat bir mahallede olan güzel evler, dolandırıcı emlakçılar, pislik emlakçılar, sapık emlakçılar, evleri gösteren sapık kapıcılar.. Bi çok şeyle karşılaştık (yazar burada aslında emlakçıların aşağılıklarını anlatmaya çalışıyor ama konuyu saptırdı). Bir emlakçıyla burun buruna gelip kavga ettim, fena dayak yiyordum zor kurtuldum. Günlerce plan yaptım camını çerçevesini indiricem diye. Sonra geçti. Biz de başka evlere geçtik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele bi ev vardı off. Dubleks, inanılmaz güzel, ama çok yokuştu. Topuklu giymeyi çok seven Mütz "Ben burada bacağımı kırarım, bu yokuşu her gün nasıl inip çıkıcaz" dedi, zaten mahalle, sandalyesini kapının önüne atıp gelenin geçenin kıçına bakan esnaf amca topluluğuydu, vazgeçtik bu sevdadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir ev ise, mükemmel ötesiydi. Yine dubleks, kocaman. Ama Anadolu yakasının "Sulukule"sindeydi, arabayla gittiğimizde "Konser mi var?Bu ses ne ya?" dememe sebep olan şeyin tam apartman kapısının önünde olan bir çingene düğünü olduğunu farkettiğimde, eğer Mütz o an göbeğime düşen çenemin bulunduğu suratı fotoğraflasaydı ve ben buraya koysaydım eminim çok eğlenirdiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapının önünde bir düğün. Mütz hayatta kabul etmez. Gerçi benim de etmemem gerekir ama eve bayılmıştım.. Çingene teyzeler, sandalye çekmişler kapının önüne, ellerinde çekirdek, çitletiyolar. Esas kız ve esas oğlan ise ortada dansediyor. Desibeli yüksek, Serdar Ortaç bangırdıyor her tarafta. Emlakçı hafif sırıtarak "Burada hiç sıkılmazsınız aslında" diyor. Ben suratımı asıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üsküdar'da arıyorduk evi. Fakat bir gün, aynı yerde çalıştığımız arkadaşımız Curly, "Oha, ya, benim evim var. Kiracılarım çıkalı aylar oluyor. Bi görsenize?" dedi. Gidip gördük, evi beğendik, tuttuk, aileme zaten aylardır söylüyordum. Neticede paramı kazanıyordum artık, uzaktı bulunduğum yer her tarafa, günde 3 saat yol çekiyordum, çok erken kalkıyordum tak etmişti canıma. Ailem anlayış gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi haftasonu koltuk siparişi verdik. Sonraki haftasonu eve gidip baştan aşağı pırıl pırıl temizledik. 2+1 şirin küçük bir yer. Koltuklarımız geldi. O gece evde kaldık ilk defa. Eşya olarak sadece koltuk ve süslenmiş ışıl ışıl çam ağacı vardı. Büyüleyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyalarımızı tamamladık, buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon, ütü, fırın, tost makinesi, masa, sandalyeler, sehpa, halı derken yerleştik. 3 ay oldu :) Aslında oldu olmasına ama babam hala iki günde bir telefon açıp garip garip şeyler söylüyor. "Kızım, napıyosunuz? Kaloriferiniz yanıyor mu? Yanmıyorsa al Mütz'ü bize gel hadi bizde kalın." , "Kızım, nasılsın? Nerdesin, niye gelmiyorsun evine?" "E baba evdeyim ben şimdi" "Hayır kendi evine niye gelmiyorsun orası evin değil :( sevmiyor musun beni?" gibi şeyler. Sanırım arkadaşımda kalıyorum, ya da tatildeyim gibi hissediyor. Bir gün geri geleceğime inancı tam 3 ay olmasına rağmen..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, ekim gibi ehliyetimi falan da aldım. Bunu niye ekledim bilmiyorum bu da bi değişiklik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ya,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben neden tekrar yazmaya başladım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün metrobüste gelirken, adamın tekinin telefonu çaldı, efendim dedi, telefondakini bi süre dinledi sonra da telefondakine sadece gülümseyerek "Bi de çay koy.." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi de çay koy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süper ya. O kadar büyük bi huzurla söyledi ki bunu, düşünmeye başladım. Nasıl bi hayatı var bu insanın, neler yaşadı o gün, hayatın anlamını nasıl çayda bulabiliyor, yoksa bu bi şifre mi acaba diye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları düşünürken uzunca bir süre yazma açlığımı ve özlemimi bastırdığımı düşündüm.. Bi de çay koy.. Niye koymayayım dedim.. Bütün günlük stresim, yorgunluğum uçtu gitti, sadece eve, Mütz'e gidip bi çay koyup battaniye altında sarılıp, gülüp, konuşup, azıcık da sırnaşmayı düşünüp mutlu oldum.. Yazasım geldi. Özledim napiym sizi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldiğimde tabii, araya başka şeyler girdi, yani bu yazıyı dün yazmış olsaydım vallahi süper bi geri dönüş yazısı olucaktı ya. Bi de Mütz'ün laptopunda yazıyorum. Ben masaüstü insanıyım, laptop kullanırken özürlü gibi hissediyorum kendimi. Laptopla falan daha böyle içli dışlısın tamam da.. Ne biliym.. Masaüstünün samimiyeti yok bence laptopta..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 senede hayatım çok değişti.. çevrem çok değişti.. şartlarım çok değişti.. evim, işim, değişti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben değişmedim.. siz değişmediniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ayakta bıraktım sizi.. bi oturun bence siz kırmızı seksi koltuklarımıza, ben gidip size bi de çay koyayım.. oh.. mis....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-2913767644330823109?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/2913767644330823109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=2913767644330823109&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/2913767644330823109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/2913767644330823109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2011/03/merhaba.html' title='Merhaba.'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-4716272456739629983</id><published>2010-02-28T22:51:00.003+02:00</published><updated>2010-02-28T22:51:42.505+02:00</updated><title type='text'>:)</title><content type='html'>Yakında geri dönüyorum buralara.. Kaldığım yerden kaldığım insanlarla.. Az kaldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-4716272456739629983?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/4716272456739629983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=4716272456739629983&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/4716272456739629983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/4716272456739629983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2010/02/blog-post.html' title=':)'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7344896943562965175.post-893287884028681506</id><published>2010-02-03T20:20:00.005+02:00</published><updated>2010-02-03T20:38:27.758+02:00</updated><title type='text'>Veda yazısı :)</title><content type='html'>Bütün yazıları sildikten sonra bomboş sayfayla karşılaşınca içimi bir üzüntü kapladı. Ama olması gereken şeyi yapıyorum şuanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.Haziran 2008'de "Hello, This is Lasombra Speaking" başlığıyla yazmaya başladım buraya. O sıralar sorunlu olan bir ilişkim, ilişkimi dikkatle izleyen fesat fırsatçı gözler, ve çılgın arkadaşlarım vardı. Üniversite üçüncü sınıftaydım. Hello, This is Lasombra Speaking cümlesini bilinçli bir şekilde seçmemiştim. Ama bugünkü işimde hergün günde bilmemkaç kere telefonda karşımdaki insanlara bu cümleyi kuruyor olmam çok garip bir tesadüf :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon konuşması olarak başladım buraya. Rastgele çevirdiğim bir numaradan beni ve sorunlarımı birkaç dakika ayırarak dinlemesini istediğim yabancılar vardı karşımda. O yabancıların çoğu inanılmaz iyi insanlar çıktı, ve ben buradan çok süper ( ve sürdüreceğim ) dostluklar kazandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçti, okulum bitti, ilişkimi bir açık yakalamak için izleyen kişiler bundan sıkılıp bıraktılar, ve o çılgın arkadaşlarım teker teker terketti beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul bitimindeki bunalımımı dinlediniz. İş arama sürecimi, buluşumu ve girdiğim yeni ortamı da. Kimi zaman ifşa olmamak amacıyla değiştirmek zorunda kaldım yazdıklarımı, kimi zaman da dobra dobra konuştum size karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonrasında, o kadar yakın oldunuz ki bana karşı, bırakmamanız için sizi bir yatağa kelepçeledim, utanmadan üzerinize de kremşanti sıktım. Ses çıkarmadınız. "You. Me. Whipped Cream. Handcuffs. Any questions?" dedim, memnun olduğunuzu söylediniz :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat şuanda benim sizinle yaptığım telefon konuşmasını başka birinin (dinlememesi gereken birinin) dinlediğini farkettim. Buraya açık açık yazdığım için herşeyimi o yüzden mahremime tecavüz edildi diye ağlayıp sızlamaya hakkım yok ama değil mi? :) Davetli okuyucu olayına girmiş olsam teker teker terkedileceğim korkusuyla, şuanda 199 izleyicim varken bırakmak daha mantıklı geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımdaki hiç tanımadığım insanlar birer dosta dönüştü, ben konuşurken hep sadece dinlemediniz siz, tavsiyeler verdiniz, ve çoğu zaman rahatlattınız. Bunlar için çok teşekkür ederim. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama maalesef, artık çağrımızın sonuna geldik. Telefonu kapatma vakti geldi. :) Msn adresim sağ tarafta yazmakta, eklemek isteyen herkes ekleyebilir. Belki yine rastgele bir numara çeviririm bigün. Sizleriyse sapıkça dinlemekten asla vazgeçmicem elbette :D&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son bir kez,&lt;br /&gt;"That was Lasombra speaking", 1 sene 8 ay boyunca beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. İyi günler dilerim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelepçelerinizi çözdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi seviyorum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lasombra.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;(log out)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7344896943562965175-893287884028681506?l=lasombracalling.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lasombracalling.blogspot.com/feeds/893287884028681506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7344896943562965175&amp;postID=893287884028681506&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/893287884028681506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7344896943562965175/posts/default/893287884028681506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lasombracalling.blogspot.com/2010/02/veda-yazs.html' title='Veda yazısı :)'/><author><name>Lasombra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10884095125124407270</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>11</thr:total></entry></feed>
